Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Kısım 3/ Yeminler Bölümü ☆

Yeminler Bölümü ☆

31 Temmuz 2025 651 Okunma 15 dk okuma
Önceki Sonraki

Bölümün ortalama okuma süresi 11 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: QuantumPunch

Redaktör: Bertiel

Destekçilerimiz: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Only Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

???: “……!”

Tahta kılıcın ucu, savurulmasıyla beraber havayı yardı ve çocuk dişlerini sıktı.

Alnında ter taneleri birikmiş, parmak uçları çok hafif uyuşmuş, vücudu bitkinlikten ağırlaşmıştı. Ağır ağır nefes alırken omuzları inip kalkıyordu.

Tahta kılıcı yere sapladı ve gökyüzüne baktı.

Nefes nefese kalmış, keten rengi saçlı bu çocuk; solgun tenli, ince yapılı bir bedene sahipti.

Sarı gözleri ve sırtına dökülen saçları vardı. İncecik bedeni ve yumuşak yüz hatları o denli bakımlıydı ki görenler sık sık cinsiyeti konusunda yanılgıya düşüyordu.

Henüz ergenliğinin başlarında olmasına rağmen gelecekte ne kadar alımlı biri olacağının işaretleri şimdiden görülebiliyordu. Belki de böylesine kıskanç bakışları üzerine çeken bu görüntüsünden kendisi de fena hâlde utanç duyuyordu.

Olacağına yemin ettiği adam ile şimdiki hâli arasında ne kadar da büyük bir uyumsuzluk vardı.

???: “Ihh…”

Benliğinden tiksinme hissi yakasına yapışır yapışmaz çocuk, bu nahoş düşünceleri silkelemek istercesine tahta kılıcını yeniden kavradı. Kendini tekrar kılıç sallamaya zorladı ama parmaklarındaki güç henüz geri gelmemişti.

Tahta kılıç parmaklarının arasından kaydı ve savurmanın gücüyle havada dönmeye başladı. Kılıç havada taklalar atarak ilerlerken o da olduğu yerde durmuş, kendisiyle alay ederek gidişini izliyordu ki…

?????: “Yine buradasın demek? Gayretin takdire şayan, Felix.”

Arka bahçeye inmiş olan tanıdık bir ses, havada dönen kılıcı yakalarken konuşmuştu.

Onun şaşmaz hareketleri karşısında bir anlığına büyülense de çocuk, Felix, telaşla olduğu yere diz çöktü. Sonra başını kaldırıp kendisine yaklaşan kişiye titrek bir sesle konuştu.

Felix: “Cr… Crusch-sama! Bu büyük kabalığım için naçizane özürlerimi sunarım. Benim dikkatsizliğim yüzünden…”

Crusch: “Mesele değil. Öyle büzülme. Hem sen benden önce buradaydın, ben sonradan geldim. Sana seslenmeden kılıcının menziline girmek benim hatamdı.”

Bu cömert karşılık, genç bir kızın henüz tiz olan sesinden geliyordu.

Çünkü diz çökmüş Felix’in önünde duran kişi, onunla aynı yaşlarda bir kızdı.

Düşes Crusch Karsten; güzel, uzun, neredeyse siyaha çalan yeşil saçları, yiğit bakışları ve arzu dolu çehresi olan bir kızdı. Aynı zamanda hem Felix’in efendisi hem de kurtarıcısıydı.

Crusch’ın kısılmış gözleri, Felix’in başının tepesine dikilmişti. Keten rengi saçlarının arasında onun en bariz özelliği -hayvan kulakları- görünüyordu.

İşte bu, Crusch’ın Felix’i kurtardığı durumun asıl sebebi ve onun sonuna dek takip edeceği bu kişiye hizmet etmesine yol açan en büyük dönüm noktasıydı.

Bir zamanlar iğrenç bulduğu kulakları, şimdi hanımefendisinin önünde belli belirsiz bir gurur kaynağıydı. Hatta uzun kuyruğunun sallanışını tam kontrol edememesinden anlaşıldığı üzere, kendi düşündüğünden bile daha fazla gurur duyuyordu.

Crusch bilinçli olarak ifadesini sert tutmaya çalışsa da Felix’in kızarmış yanaklarını ve sallanan kuyruğunu görünce o sert ifade aniden yumuşayıp şefkatli bir hâl aldı.

Crusch: “Felix, ben de biraz talim yapmak istiyorum. Kılıcını bir süre daha ödünç almamın bir sakıncası var mı?”

Felix: “E-Evet, tabii ki! Yanınızda… hayır, biraz kenarda izlesem sorun olur mu?”

Crusch: “Bu kadar mütevazı bir yer seçmene gerek yok. İzlemek istiyorsan istediğin yerden izle. Hizmetkârımın beni izlemesinden rahatsız olacak kadar hoşgörüsüz bir efendi olduğumu sanmıyorum.”

Felix’in yüzü sevinçle aydınlanırken Crusch nihayet belirgin bir gülümsemeyle karşılık verdi. Ardından, Felix ona yol açınca dimdik bir duruşla pozisyon aldı.

Crusch: “…Şş.”

O güzel duruşu ve tahta kılıçla yaptığı saldırının izlediği yol, Felix’in az önceki savuruşuyla tamamen aynıydı. Buna rağmen hızı, keskinliği, ağırlığı, parlaklığı ve ustalığı bariz bir şekilde farklıydı. Havanın kendisinin bile kesildiğini fark etmediğini düşündürtecek kadar net bir saldırıydı.

Elbette bu, büyük ölçüde Felix’in ona hayranlıkla bakmasından kaynaklanan bir yanılsamaydı ama onun kılıç becerisiyle kendisininki arasında dağlar kadar fark olduğu bir gerçekti. Kılıç becerilerini ayıran ve asla aşılamayacak derin bir uçurumdu bu.

Crusch: “……İfaden ne kadar da kolay değişiyor, Felix. Az önce memnun görünüyordun, şimdiyse suratın bir karış.”

Felix: “Ah……”

Taliminin ilk hareketini bitiren Crusch, onu izleyen Felix’e yandan bir bakış atıp düşüncelerini dile getirmişti. Efendisinin sözlerini duyan Felix, kendinden utanarak bakışlarını yere indirdi.

Crusch: “Bizim haneye geleli neredeyse yarım yıl olacak, değil mi?..… ‘Öyle miydi?’ Evet, öyle.”

Dilini yutan Felix’e bakan Crusch, kalbinden geçenleri okumuş gibiydi.

Felix, Crusch’ın uşağı olarak kabul edildiği günlerden bu yana hiçbir ilerleme kaydedemediğinin farkındaydı ve bundan utanç duyuyordu.

İstisnasız her gün, Crusch’ın şövalyesi olmaya layık hâle gelmek için kendini zorlayarak tahta kılıcını sallıyordu.

Ancak bedeni, güçlenme isteğine ayak uyduramıyordu. Doğduğu evde uzun süre kapalı kalması yüzünden bedeni en önemli gelişim çağını hiçbir gelişme gösteremeden geçirmişti.

Bedenine binen bu yükün, rüzgârla yıkılan bir kumdan kalenin üzerine kum yığmak kadar anlamsız olduğunu çoktan fark etmişti.

Crusch: “Bir kez daha yere bakıyorsun.”

Felix: “Şövalyeliğe giden yolun tıkandığını fark eden herkesin suratı asılır.”

Crusch: “Evet, doğru. Düşüncesizlik ettim. Kendi kılıç yeteneğime güvenemeseydim ben bile huzursuz olurdum. Bu konuda daha dikkatli olmalıydım.”

Crusch’ın bu anlayışlı sözleri, Felix’in kalbine bir hançer gibi saplandı.

Saygı duyduğu efendisine özür diletmenin getirdiği suçluluk duygusu. Üstelik, onun sözleriyle kalbi zerre kadar yatışmamıştı. Kendini o kadar zavallı bir varlık gibi hissediyordu ki yerin dibine girip kaybolmayı diledi.

Kurtarılmış olmasına rağmen onu kurtarana karşılığında değerli hiçbir şey veremiyordu. Bu durumda ettiği yeminin bile anlık gazla söylenen ve hemen unutulup gidecek sözler olarak görülmesi doğaldı.

Böyle düşünülmesini istemediği için hiçbir yere varamayacağını bile bile kendini kılıca adamaya devam etmişti.

Crusch: “Felix.”

Ona seslenilmesiyle başını kaldırdığında Crusch’ın avlunun kenarına geçtiğini fark etti. Orada küçük bir çiçek bahçesi vardı ve bir bahçıvanın bakımıyla rengârenk çiçekler açmıştı.

Crusch, onlardan birinin önünde çömeldi ve gelişigüzel bir şekilde sapından tuttu ——güzel bir çiçek açan ama onu keskin dikenlerle koruyan bir çiçekti.

Felix: “Crusch-sama?!”

Crusch hafif bir acıyla yüzünü buruşturunca Felix yanına koşup elini tuttu. Yakından bakınca beyaz parmağının ucunda bir kan damlası belirmiş, parmağından avucuna doğru süzülüyordu.

Aceleyle bilincini toplayan Felix, içindeki manayı uyandırdı. O belli belirsiz hissi kendi parmak ucuna yerleştirdi ve zayıf mavi-beyaz bir ışık yayılarak Crusch’ın yarasını sarmaladı.

Sadece birkaç saniye içinde yara kapandı ve kan silindikten sonra geriye hiçbir iz kalmadı. Bunu doğruladıktan sonra Felix rahat bir nefes aldı.

Crusch: “Felix. Bundan sonra bile, hiçbir değerin olmadığına inanarak gözlerini bulandırmaya devam edecek misin?”

Felix: “Crusch-sama…… Yoksa siz?..”

Yaranın kaybolduğu elini açıp kapatan Crusch, şaşkın Felix’e doğru başını salladı.

Crusch: “Başkalarını kılıcın gücüyle koruyan kişi —— şövalyenin bu demek olduğuna kim karar verdi? Bir şövalyenin değer verdiği şey güç değildir. Değer verdiği şey, iradedir. Başkalarını koruma iradesine kıymet verir. Eğer bir şövalyenin gücü yaralıları korumak için kullanılabiliyorsa o zaman gücünün yaralıları iyileştirmek için kullanılmasında da garip bir şey yoktur.”

Felix: “Crusch-sama… bu… benim olmamı istediğiniz şey mi?”

Crusch: “Ben sadece bir şövalyenin nasıl olması gerektiğine dair düşündüklerimi söylüyorum. Açıkçası, benim hizmetkârım olan senin bir şövalye olman gerektiğini bile düşünmüyorum. Buna rağmen hâlâ şövalyelik konusunda endişelerin varsa… Kılıca dayanmayan bir şövalye olabilirsin. Hem de…”

Felix nutku tutulmuşken Crusch gözlerini kapadı ve devam etti.

Crusch: “Ben ölümün eşiğindeyken beni kurtaran sen oldun, Felix. O zamanlar, Kılıç Ustası bile orada olsaydı kurtarılamazdım. O anda orada beni kurtarabilecek tek kişi sendin. Öyleyse, benim gözümde kendine şövalye deme hakkını fazlasıyla kazandın.”

Onun bu görüşünün Felix’in aşırı lehine olduğunu belirtmek gerekirdi.

Felix’in Crusch’ı ölümün kıyısındayken kurtardığı doğruydu ama onu bu duruma düşüren de en başta kendisiydi. Crusch’ın sözleri, iyiliği kötülüğüyle dengelenmiş bir eylemi güzel gösteriyordu.

Crusch: “Eğer kılıç seni büyülemeye devam ediyorsa seni durdurmayacağım. Ne de olsa genç bir delikanlının hevesini kırmak kadar zarafetsiz bir şey yoktur.”

Felix hangi yolu seçerse seçsin Crusch’ın onu onaylayacağı kesindi.

Felix’in inatçı kalbini eriten de efendisinden gelen bu ezici güvendi. Ne kadar zaman harcarsa harcasın Crusch’ın kılıçtaki ustalığının yanına bile yaklaşamayacaktı.

Uzun zamandır farkında olduğu vazgeçme gerekliliğini nihayet kabul etmesi için bu kadarı yeterliydi.

Felix: “Şövalye olmaktan vazgeçmeyeceğim. Ama eminim ki alışılandan biraz farklı bir şövalye olacağım. Size inandığım için beni affeder misiniz?”

Crusch: “Ruhuna gölge düşürmediği sürece benim için bir sakıncası yok.”

Crusch tarzı bu kısa cesaretlendirme sözleriyle Felix nihayet rahat bir gülümseme takınabildi.

Felix’in gülümsemesini gören Crusch da hafifçe gülümsedi.

Crusch: “Gerçekten de güzel bir gülümsemen var. Belki bunu söylemek gururunu incitebilir ama etrafındakilerin kalbini usulca rahatlatan bir gülümsemen var.”

Felix: “Ben sizin gülümsemenizi seviyorum, Crusch-sama. Sizi takip etmek istediğimi kalbimin en derinliklerinden hissetmemi sağlıyor.”

Crusch: “Babam sık sık ‘Hiç de sevimli olmayan bir surat.’ der oysa.”

Sözleri şaka gibi geçiştirmeye çalıştı ama kehribar rengi gözlerinde bir acı parıltısı görünür oldu. Bunu fark eden Felix, bir anlığına ne diyeceğini bilemedi. Ama sadece bir anlığına.

Felix: “Dük’ün sözlerinde sizi rahatsız eden bir şey mi var, Crusch-sama?”

Crusch: “……Yüzümden o kadar belli oldu mu ki hemen anladın?”

Felix: “Hayır. Sanırım sizi her zaman izlediğim için anlayabildim.”

Crusch: “Her zamanki gibi dürüstsün.”

Ses tonuna bir gülümseme katarak konuşan Crusch, küçük bir of çekti.

Crusch: “Eğer hiç kızsı bir çekiciliğim olmadan doğacaksam erkek olarak doğmam daha iyi olurdu. Şüphesiz babam benim hakkımda böyle düşünüyor.”

Felix: “Bu olamaz!..”

Crusch: “Hayır, sorun değil. Kalbimi incitmiyor. Ben de bunun tam olarak öyle olduğunu düşünüyorum. Dedikoducuların benim hakkımda nasıl konuştuğundan habersiz değilsindir herhâlde.”

Dük Karsten’in kızının kılıç delisi, yabani bir kadın olduğu; onun hakkında duyduğu şey buydu. Onun mizacından haberi olmayanlar, gerçeği bilmeden canlarının istediği gibi atıp tutuyorlardı.

Crusch: “Bu çok tuhaf. Bir yandan kılıç kullanan bir kadın olduğum için azarlanırken diğer yandan dükalığı devralmak için her şeyi bir erkek gibi öğrenmem gerektiği sıkı sıkıya tembihleniyor. Etrafımdaki insanlar benim erkek mi olmamı istiyor, kadın mı?”

Crusch’ın sesinde alaycılıktan eser yoktu. Taşıdığı şey, tam da dile getirdiği gibi saf bir şüpheden ibaretti.

Ve etrafındakiler ne derse desin, Crusch’ın kendisi çoktan bir cevaba varmıştı.

Crusch: “Sana bir şövalyenin nasıl olması gerektiği hakkında büyük büyük konuşuyordum ama benim seçebileceğim tek bir yol var. Dükalığı devralmak ve bir sonraki dük olmak. O yolda ne kılıç ustalığına ne de kadın olmaya yer var.”

Felix: “……O zaman eninde sonunda kılıcı bırakmak zorunda mı kalacaksınız?”

Crusch: “Bana çiçek açma fırsatı verileceğini pek sanmıyorum. Ufak bir dileğim var oysa. Büyük bir eskrimci, Kılıç Ustası ya da o Kılıç Şeytanı seviyesine ulaşamasam bile en azından kendi sınırlarımı zorlamak isterdim… Dileğim bu olurdu.”

Crusch bu yüce idealini uçucu bir gülümsemeyle anlatırken Felix’in nefesi boğazında düğümlendi.

Bir pişmanlık hissi kabarıp içini doldurdu. Crusch Karsten, herhangi bir şeyden vazgeçmek zorunda kalacak türden bir insan değildi. Hele ki en büyük arzusunu bir kenara itecek eylemlerde bulunmak zorunda kalması çok daha yanlıştı.

Felix: “Ama… dükalığı devralsanız bile kılıç kullanmaya devam etmenin bir yolu olmalı.”

Crusch: “Felix?”

Felix: “Eğer söz konusu sizseniz, Crusch-sama, eminim her şeyi dengede tutarak ilerlemenin bir yolunu bulabilirsiniz. Dükalığı devralmak ve kılıç ustalığınızı nihai sınırına taşımak… Hiçbir şeyden vazgeçmenize gerek yok.”

Crusch’ın gözleri fal taşı gibi açılırken Felix çaresizce yalvardı.

Onun bir şeylerden vazgeçerkenki hâlini görmek istemiyordu. Crusch, onun ağzının suyu akıtacak kadar istediği her şeye sahipti. Onu bir kenara atmasını izlemeye dayanmasının imkânı yoktu.

Felix: “Eğer bir eksiğiniz varsa onu ben tamamlarım. Zayıf olduğumu biliyorum ve yapabileceklerim de sınırlı. Ama yine de! Yapacağım!”

Crusch: “Bunu söylediğine çok sevindim. Ancak yardım etmekten bahsetsen de… Belki dükün uşağı olabilirsin ama diğer ikisiyle nasıl bir ilgin olabileceğinden emin değilim…”

Felix: “Öyleyse!……”

Crusch’ın gözleri asla bulanmamalıydı. O, daima yukarı ve ileriye bakarak yürümesi gereken biriydi.

Karanlıkta, hiç gelmeyecek bir yarını bekleyerek hareketsiz durması gereken tek kişi kendisiydi.

Felix: “Öyleyse, sizin yerinize kız olma görevini ben üstlenirim, Crusch-sama!”

Crusch: “……”

Felix: “Gördüğünüz gibi kılıç konusunda yardım edemem. Ama kız gibi olmaksa yardım edebilirim!”

Crusch ona hayretle bakarken Felix düşünmeden ağzından çıkanların anlamını kavradı.

Artık geri dönüş olmadığını düşünerek Felix dosdoğru Crusch’a baktı ve devam etti.

Crusch: “……Ne dediğinin farkında mısın?”

Felix: “Farkındayım!….. Hayır, aslında ne yapmam gerekeceğini tam bilmiyorum ama anlıyorum! Crusch-sama için bir kız olacağım!”

Felix, Crusch’a itiraz etme fırsatı vermeden soluksuzca bağırdı.

Felix: “Ben… ben kız olma kısmıyla ilgilenirim, bu yüzden erkekliğimi size veriyorum! Lütfen, pek bir şeye benzemeyebilir ama lütfen kabul edin!”

Crusch: “Sen…… ah, haha.”

Felix’in heyecandan fal taşı gibi açılmış gözlerini gören Crusch, aniden ciddi yüzünü koruyamadı ve gülmeye başladı.

Felix bir anlığına efendisinin tepkisinden endişelendi ama Crusch hemen başını iki yana salladı.

Crusch: “Uşağım tarafından sunulan bir şeyi kabul etmemek olmazdı doğrusu. Sonuç olarak……”

Bunu derken Crusch saçını tutan kurdeleyi çözdü ve nazikçe çekti.

Beyaz kurdelenin bağından kurtulan güzel yeşil saçları, esintide hızla dağıldı. Buna aldırmayan Crusch, çözülmüş kurdeleyi aldı ve kaskatı kesilmiş hâlde duran Felix’in keten rengi saçlarına taktı.

Büyük bir çiçeğin çiçek açması gibi kurdele, Felix adındaki çocuğu süslüyordu.

Crusch: “Hımm. Sana yakıştı… ya da belki bu bir iltifat sayılmaz?”

Felix: “…Sayılır. Crusch-sama’nın ilgisi, her türlü takdirden daha değerlidir.”

Yüzünde mest olmuş bir ifadeyle Felix, dürüstçe gerçek hislerini ortaya koydu.

Garip bir histi. Kılıç tutamayacak kadar zayıf elleri, onu istediği gibi taşıyamayan bacakları, çabucak enerjisi tükenen narin bedeni; daha bir an öncesine kadar bunları iğrenç bir lanet olarak düşünüyordu.

Şimdi, bunlar sayesinde efendisinin küçük bir isteğine karşılık verebildiği için bunları diğer her şeyden daha iyi bir hediye olarak düşünebiliyordu.

Crusch: “Eğer senin için tatsızlaşırsa istediğin zaman bana geri ver. Ben de sana verdiğini eksiksiz iade ederim.”

Felix: “Bu asla olmayacak. O yüzden lütfen, daima yanınızda hizmet etmeme izin verin.”

Crusch: “Anlıyorum.”

Felix, Crusch’un düşünceli sözlerine tereddütsüzce yanıt verdi.

Crusch’un gülümseyerek memnun bir şekilde arkasını döndüğünü gören Felix, bir anlığına bu değerli kızın uğruna faydalı bir şey yapabildiğini hissetti.

Sonra, rüzgârda dalgalanan o güzel saçlarına bakarken,

Felix: “Bunun yerine size yeni bir kurdele vermeme izin verin.” dedi, kendi saçını süsleyen kurdeleye dokunarak.

<< Ferris’in Sahneye Çıkışında devam edecek ☆ >>

Görsel Sahibi

Önceki Sonraki
0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle