Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Kısım 3/ Ferris’in Sahneye Çıkışı ☆

Ferris’in Sahneye Çıkışı ☆

31 Temmuz 2025 657 Okunma 14 dk okuma
Önceki Sonraki

Bölümün ortalama okuma süresi 10 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: QuantumPunch

Redaktör: Bertiel

Destekçilerimiz: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Only Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

1

???: “Ensem gıdıklanıyor, altımdan hissettiğim esinti ise içimi bir tuhaf ediyor. Yine de çıplak omuzlarımda rüzgârı hissetmek hoşuma gidiyor. Sadece farklı giyinmenin dünyayı bu denli farklı hissettirmesine aklım ermiyor. Böyle olmamam gerektiğini biliyorum ama elimde değil. Kendimi salıverirsem eskisi gibi davranabilirim. Dikkatli olmalıyım.”

?????: “Ah, buradaymışsın. Tam zamanı.”

Alışkın olduğu bir yolda, alışkın olmadığı bir kıyafetle yürürken arkasından bir ses duydu. Döndüğünde; sakallı, nazik görünümlü bir adamın sakince ona doğru yürüdüğünü gördü. Kırkına merdiven dayamış gibi görünse de her bir hareketi onu olduğundan daha yaşlı gösteriyordu.

Başka bir deyişle yaşından büyük duruyordu.

Felix: “Dük Meckart?.. Sorun nedir? Çok hâlsiz görünüyorsunuz.”

Meckart: “Öyle olduğumu sanmıyorum ama… Gerçi doğruyu söylemek gerekirse bugün sırtım her zamankinden daha fazla ağrıyor… Öhöm, konumuz bu değil. Crusch’ı gördün mü?”

Adam, yani Meckart, bu oldukça küstah cevabına karşın sakince gülümsedi.

Felix: “İyi huylu bir adam ama entrika ve aldatmacayla dolu siyasi savaşlar dünyasına hiç uygun olmadığını söylemeliyim.”

Ancak o böyle olsa bile, krallığın en prestijli ailelerinden birinin ve aynı zamanda bir dukalığın şu anki başıydı. Bu yüzden etrafındakiler için işler pek kolay değildi. Meckart hakkında böyle düşünürken sorunun muhatabı parmağını dudaklarına götürdü ve…

Felix: “Hımm, Crusch-sama bu sabah uzun bir gezintiye çıktı. Öğle yemeğine kadar döneceğini söyledi, yani yakında burada olur diye düşünüyorum.”

Meckart: “Ne?! Uzun bir gezinti mi?! Neden?! Ona Prens Fourier Ekselanslarının ziyarete geleceğini ve onu karşılaması gerektiğini önceden söylemiştim!”

Meckart’ın beti benzi attı, telaşlandığı apaçık ortadaydı. Felix ise acı acı gülümseyip köşkün koridoruna yerleştirilmiş büyülü zaman kristalini işaret etti ve…

Felix: “Bu konuda, benim de… benim de cevap vermemi zorlaştıran durumlar var.”

Cümlesinin ortasında kadınsı bir tona bürünen Felix’e bakan Meckart, sıkıntıyla kaşlarını çattı.

Meckart: “Bu kadar zahmete girdiğin için üzgünüm. Eğer Crusch’tan bahsediyorsak muhtemelen yine seni zorlamıştır, değil mi?”

Felix: “Hayır, öyle bir şey yok.”

Yumuşak bir gülümsemeyle, kestane rengi saçlarını doğal bir hareketle omzunun üzerinden attı.

Meckart onun bu hareketine bakarken bir iç çekti. Hem etkilenmiş hem de bu durumdan üzüntü duyuyor gibiydi.

Meckart: “Görünüşe göre bu hâline gerçekten alışıyorsun, Felix.”

Genç bir kız gibi utangaç tavırlar sergileyen oğlanın adını seslenmişti.

2

Uzun saçlarını kısacık kestirmiş, resmî erkek kıyafetlerini çıkarıp yerine şık kadın elbiseleri giymişti. İlk defa etek ya da dar çoraplar giyiyordu. Yarı insan veya canavar insanlar için özel olarak dikilmiş etekten dışarı uzanan ince, uzun kuyruğunu salladı. Ardından, yarı insan kedi kulaklarını öne çıkaracak şekilde saçını şekillendirdi ve cilveli bir gülümsemeyle yeni görünümünü tamamladı.

Felix: Ah, bir de saçıma o çok önemli beyaz kurdelemi takmayı unutmamalıyım.

Felix Argyle, kendisinden istendiği gibi bir femboy rolünü böylece üstlenmişti.

Felix: “…”

Kadın kılığının şaşırtıcı derecede doğal durduğunu görünce hem şaşırdı hem de memnun oldu. Bu sayede, efendisine verdiği sözü en iyi şekilde yerine getirebilecekti. Onun hizmetinde olabilmek Felix’in en büyük mutluluğu olurdu.

Bu yüzden, böyle bir durumda bile işe yarayabilmeyi içtenlikle diledi, ancak…

???: “Ne demek oluyor bu?! Ben buraya geldim ama Crusch ortalıkta yok!”

Meckart: “Ha, ha-ha-ha!”

Diyerek gergin bir kahkaha attı Meckart ve konuşmaya devam etti:

Meckart: “Kızım utangaç olabileceği bir yaşta. Ekselansları bizzat onunla görüşmek için buraya geldiğinden belki de bu yüzden ortaya çıkmıyordur!”

Malikânenin kapısında laf dalaşına girmiş bu ikilinin arasına yakın zamanda girebilecek gibi durmuyordu. Biri, yüzü daha da beyazlamış ve çaresiz görünen malikânenin efendisi Meckart, diğeri ise ona diklenen, uzun sarı saçlı oldukça yakışıklı bir çocuktu. Felix ile hemen hemen aynı yaşlardaydı, yani on bir ya da on iki olmalıydı. Mücevher gibi parlayan kıpkırmızı gözleri vardı ve biraz kaygısız bir tonda konuşmuştu. Kürk mantosu, peşinden ayrılmayan hizmetkârları, içinden çıktığı lüks ejderha arabası ve bir dükün önünde eğiliyor olması; onun ne kadar önemli bir aileden geldiğini açıkça gösteriyordu.

Daha doğrusu, kim olduğu aşikârdı.

Felix: Demek Prens Fourier Lugunica Ekselansları bu.

Lugunica Krallığı’nın Dördüncü Prensi ünvanını taşıyan kraliyet ailesinden biri ve mevcut kralın oğluydu. Böylesine yüksek bir mevkiye sahip birinin bir dükün topraklarını ziyaret etme zahmetine girmesinin sebebi ise——

???: “Bütün bu gürültü de nereden geliyor diye merak etmiştim, meğer Ekselansları sizmişsiniz. Geldiğinizden haberim yoktu. Küstahlığım için özür dilerim.”

Rüzgârda dalgalanan at kuyruğu yapılmış yeşil saçlarıyla bir yer ejderinin üzerinde beliren kız. Yer ejderini ustalıkla zapt ediyordu. Gerçek bir güzelliği vardı.

Güzel bir kızdı, evet ama tatlı ya da sevimli gibi kelimeler ona yakışmıyordu. Duruşu, insanlara bir kılıcın keskinliğini anımsatıyordu. Cesur, güçlü bir yüzü ve delici bakışları vardı. Küçücük bir kız olduğuna inanmayı zorlaştıran heybetli bir duruşu ve herkesi kendine hayran bırakacak bir asaleti vardı. Onun Felix’in efendisi ve oradaki herkesin beklediği kız olduğuna şüphe yoktu.

Fourier: “Ooh, Crusch! İyi misin? Beni böyle bekletmek de ancak senden beklenirdi!”

Crusch: “Özür dilerim. Ekselanslarının öğleden sonra varacağı söylenmişti. Öğle yemeğinden önce geleceğinizi beklemiyordum.”

Fourier: “Evet, seninle bir an önce görüşmek istediğim için yer ejderlerini hızlandırdım.”

Fourier; kızın, yani Crusch Karsten’in gelişiyle büyük bir neşeye ve heyecana kapılmıştı. Övünerek cevap vermesine rağmen sözleri tamamen yersizdi ama o, sanki takdire şayan bir şey söylemiş gibi küstahça göğsünü kabarttı. Felix bunu görünce onun aynı duyduğu gibi biri olduğuna ikna oldu.

Crusch ve Fourier hoşbeş ederken bir dük ve aynı zamanda bir baba olan Meckart, onları huzur içinde izleyemedi. Hâlâ solgun olan yüzüyle araya girdi.

Meckart: “Hey, Crusch. Ne kadar daha yer ejderiyle oynamayı planlıyorsun? Onu ahıra götür ve hemen kıyafetlerini değiştirdikten sonra geri gel. Duş almayı da unutma, tamam mı?”

Crusch: “Evet, tamam. Felix, gel.”

Babasından emir alan Crusch, hizmetkârların arasında duran Felix’i çağırdı.

Felix: “Tamam!”

Çağrıya bir köpekmiş gibi karşılık vererek hemen yanına koştu

Crusch: “Ejderi ahıra götür. Bir dahaki sefere uzun bir gezintide bana eşlik edebilirsin. Rüzgârlı bir günde oldukça keyifli oluyor.”

Felix: “Çalışmalarımdan sonra bunu yapmayı çok isterim. Ah, bir de bana öğretirken belimi ve ellerimi tutmanız gerekebilir, o yüzden…”

Crusch: “Sorun değil. Eğer yapmak istediğin buysa programına baktıktan sonra bir zaman ve tarih belirleyebilirsin.”

Sözü kaptıktan sonra Felix yüzünde bir gülümsemeyle dizginleri tuttu. Crusch, Fourier’e başıyla selam verdi ve köşke doğru yönelmek üzereyken…

Meckart: “Ekselanslarını çok bekletme ve senin için hazırlanan elbiseyi giy. Hiçbir şikâyet kabul etmeyeceğim, Crusch.”

Crusch: “…Baba, sana defalarca söyledim. Artık elbise giymeyeceğim, yalnızca resmî erkek kıyafetleri giyeceğim. Uşağına verdiği sözü bozan bir efendi olmak istemiyorum.”

Meckart: “Crusch…”

Crusch, Meckart’ın yanlış anlamasını saygıyla düzelttiğinde Felix bunun sebebinin kendisi olduğunu anladı ve beti benzi attı.

Fourier o sırada araya girdi.

Fourier: “Durun. Az önce söylediğin ne anlama geliyor? Benim bile anlayabileceğim şekilde konuş.”

Diyerekten lafın nereye gittiğini umursamadan baba-kız konuşmasına daldı.

Crusch, Fourier’e belirli bir sözü yerine getirmek için yemin ettiğini kısaca anlattı: Kadın gibi davranmayı bırakıp en iyi kılıç ustası ve soylu olmak. Felix bunu dinlerken gurur duyarken Meckart elini alnına koymuş, kızının geleceği için hayıflanıyordu.

Fourier’in yüzü kıpkırmızı kesilmişti.

Fourier: “Hayır, hayır, bunu yapamazsın! Ne diyorsun sen! Kadın olmayı bırakmak mı? Saçmalamayı kes! Böyle bir şeye izin vermem! Çünkü sen bir kızsın!”

Crusch: “Ekselanslarının bana ne olmam gerektiğini söylemesinin haddini aşan bir davranış olacağına inanıyorum.”

Diyerek duygusal davranan Fourier’e mantıklı bir şekilde karşılık verdi.

Fourier: “Arggghhh!..”

Diyerek inledi Fourier, söyleyecek başka söz bulamayarak. Bakışları etrafta gezindi ve sonra Crusch’ın belindeki kılıca takıldı.

Fourier: “Peki o zaman, kılıcını çek! Hırsının ne kadar büyük olduğunu bana kılıcınla göster!”

Crusch: “…Bir düello mu? Benimle Ekselansları arasında mı?”

Fourier: “Evet! Kraliyet şatosunda kılıç dersleri alıyorum. Herkes yeteneğimin olduğunu söylüyor. Sana erkekle kadın arasındaki güç farkını bizzat öğreteceğim!”

Diyerekten ilan etti Fourier, parlak bir yüzle yumruğunu gökyüzüne doğru savurarak.

Fourier hızla Meckart’a döndü, sonra bembeyaz kesilmiş düke gülümsedi.

Fourier: “Düello için bahçenin uygun olduğunu düşünüyorum! İki tahta kılıç getirin! Kızınızı tekrar bir kadına çevireceğim!”

Diyerek cesurca ilan etti.

3

Felix, bahçeye bir paçavra gibi serilmiş olan Fourier’e şifa büyüsü yapıyordu. Düelloyu—— aslında bir infazdan farksız olan bu kapışmayı izlemişti ve hatanın kimde olduğundan emin değildi.

Hata, aradaki yetenek farkını idrak edemeden ona meydan okumaya cüret eden Fourier’de miydi? Yoksa kendini tutmasına engel olan Crusch’ın dobra kişiliğinde miydi? Her iki durumda da bu ikisinin birleşimi dördüncü prensin bu zavallı hâliyle sonuçlanmıştı.

Crusch: “Babam bembeyaz bir suratla yığılıp kaldı. Muhtemelen daha sonra beni azarlayacak.”

Felix: “Hımm, olabilir.”

Crusch, yorgun görünen ve hizmetkârlar tarafından taşınan Meckart’ın arkasından baktı. Kendi üzerinde tek bir ter damlasının bile olmaması, Fourier’in berbat dövüş becerilerini daha da acınası gösteriyordu.

Fourier: “Uuh… K-Kıl payı, kıl payı farktı.”

Crusch: “Öyle mi? O zaman kıl epey kalın olmalı.”

Felix: “Crusch-sama, Ekselanslarına biraz daha nazik davranmazsanız kendini çok kötü hissedecek.”

Bu; tam da ona özgü, dosdoğru bir ifadeydi ama fazla dürüstçeydi. Bu yüzden Felix bir tavsiyede bulundu.

Üçü, esintinin tadını çıkararak bahçenin bir köşesinde sohbet ediyorlardı. Fourier’e eşlik eden askerler ve köşkün hizmetkârları onları uzaktan izliyordu. Muhtemelen bunun ne kadar hoş bir manzara olduğunu düşünüyorlardı.

Fourier: “Neyse, Crusch… Kılıç kullanmada bu kadar yetenekli olduğunu bilmiyordum.”

Crusch: “Hâlâ çok eksiğim var ama Ekselansları, söz sözdür. Bundan sonra beni kendi hâlime…”

Fourier: “B-Biliyorum. Bir sonraki maçımızda seni yenene kadar istediğini yapabilirsin.”

Yumuşak tavırlarla rövanş istemesi, onun bu sevilesi karakterinin bir parçasıydı ve Felix’in yüzünde alaycı bir gülümsemeye neden oldu.

Crusch da muhtemelen böyle düşünüyordu; zira dudakları gevşemiş, gülümsüyordu.

Felix ve Fourier, onun bu büyüleyici ve nazik gülümsemesiyle tamamen mest olmuşlardı.

Fourier: “G-Güçlü olmalıyım. Yoksa kraliyet ailesinin itibarını zedelerim.”

Crusch: “Öyle bir şey yok. Ayrıca, kılıçta ne kadar iyi olduğunuz Ekselanslarının ve kraliyet ailesinin prestijini azaltmaz. Kutsal kan yemini… Ejderha, krallığı koruduğu sürece halkın saygısı sarsılmayacaktır.”

Fourier: “Hıhı… Ben öyle düşünmüyorum.”

Fourier duygularını hemen gizlemeye çalıştı ama Crusch onun sözlerini takip edip inkâr etti.

Fourier, onun söylediklerini duyunca hoşnutsuz göründü.

Fourier: “Eğer her şeyi Ejderha yapıyorsa o zaman kraliyet ailesi neden var? Bu benim zayıf kalmam için bir sebep değil. Senin gibi birinden… bir kadından daha zayıf olmam için bir sebep olmamalı!”

Crusch: “Ekselansları…”

Bu, onun yaşındaki erkek çocuklarının hoşlandıkları kızların önünde söyleyeceği türden inatçı sözlerdi. Ancak Felix, onun kendi zayıflığına karşı isyan edercesine söylediği bu sözlerle içgüdüsel olarak empati kurdu.

Bir zamanlar dizlerini kendine çekip kendi çaresizliğine ağladığı geceler olduğu için Fourier’in sözlerinin kalbine saplandığını hissetti.

Ve bu sözlerden derinden etkilenen tek kişi Felix değildi.

Crusch: “ ‘O zaman kraliyet ailesi neden var?’. ”

Gözlerini ve ağzını açtı, yanaklarını gererek Fourier’in sözlerini tekrarladı.

Crusch bile bu sözlerin zihninde ne kadar derinden yankılandığını o an bilmiyordu. Bilmese de bu sözlerin kalbinde bir iz bıraktığı ve ruhunu sarstığı, yadsınamaz bir gerçekti.

Crusch: “Ekselansları, yine böyle kılıçlarımızı çarpıştıralım. Duygularınızın son derece asil olduğuna inanıyorum.”

Fourier: “Hım, öyle mi? Evet, dediğin gibi! Hımm, beni anladığına sevindim! Ama şey var! Bir dahaki sefere bana biraz daha nazik davranırsan sorun olmaz! Canımın yanmasını istemiyorum…”

Crusch: “Sana yumuşak davranırsam hiçbir şey öğrenemezsin.”

Fourier: “Gerçekten de hiç nazik değilsin, değil mi?!”

Felix: “Pıfıfıfıt—”

Felix, Crusch’ın cevabını ve Fourier’in çığlığını duyduktan sonra kendini tutamayıp bir kahkaha patlattı.

Fourier, onun bu tepkisini görünce ilk defa Felix’e baktı. Felix bu saygısızlık için hemen özür dilemek üzere ağzını açmak üzereydi ki…

Fourier: “Sana da teşekkür ederim. Şifa büyüsünde şatodakilerden daha yeteneklisin. Oldukça hoş bir histi. Övgümü kazandın. Adın… evet, Ferris’ti!”

Parlak bir yüzle, yanlış adı cesurca söyledi. Ama o kadar kendinden emin görünüyordu ki Felix onu düzeltip düzeltmemesi gerektiğinden emin olamadı. Ve sonra…

Crusch: “——Güzel bir isim. O kıyafet yüzünden asıl adın biraz tuhaf geliyor. Ferris kulağa hoş geliyor. Eğer sen de beğenirsen ben de sana böyle seslenmek isterim… Ne dersin?”

Crusch nazikçe gülümsedi ve yanlışlıkla söylenen adı beğendiğini belli etti. Felix, şaşkın görünen Fourier’in önünde bu adı ağzında geveledi ve sonra başını salladı.

Ferris: “Evet, o zaman lütfen bana Ferris deyin. Bundan sonra Hanımımın ve Ekselanslarının bana bu isimle hitap etmesini isterim.”

Fourier: “Hımm? Anlamadım ama neyse. Pekâlâ o hâlde Ferris, senden iyi işler bekliyor olacağım!”

Fourier’in yüz ifadesi hiçbir şey anlamayan birininkine benziyordu ve yüzünün bu güzelliğini, gürültülü bir kahkaha atarak mahvetti. Felix buna acı acı gülümserken Crusch şefkat ve sevgiyle,

Crusch: “——Ferris. Evet. Bu isim benim kadınıma daha çok yakışıyor gibi.”

Bunu düşünmeden söylemesi, Fourier’in bir kez daha patlamasına ve Meckart’ın tekrar bayılmasına sebep olan bir kargaşaya yol açmıştı.

<< Mavi’nin Çalışmaları‘nda devam edecek ☆ >>

Önceki Sonraki
0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle