Sezon 4'ü izleme etkinlikleri ve çeviri yayınlamamızı takip etmek için discord.gg/rezeroturkce davetiyle Discord Sunucumuza katılabilirsiniz.
Ana Sayfa / Kısım 3/ Yüce Crusch-sama Destanı Başlıyor ☆

Yüce Crusch-sama Destanı Başlıyor ☆

26 Temmuz 2025 634 Okunma 13 dk okuma
Önceki Sonraki

Bölümün ortalama okuma süresi 10 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Çevirmen: QuantumPunch

Redaktör: Bertiel

Destekçilerimiz: Donatus, Echi_dna, Akari, Nurullqhx, Atakan Soner, Misertus, shingokuz, Lewysi, Taha Kurt, Künefe, agaligim, Katlicia, Lavedos, God’s Clown, Feylix, Samte, Only Rusen, Saitama ama jojo referansı, Allen Walker, Kayra Poyraz, LReiN

Destek vermek isterseniz TIKLAYIN!

Discord’a gelmek isterseniz TIKLAYIN!

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

1

Felix Argyle küçükken dünya renksiz ve saydam bir yerdi.

Ne rengi vardı ne sesi ne tadı ne de sıcaklığı.

Ona ne bir şey verilmişti ne de ondan bir şey alınmıştı. En başından beri hiçbir şeye sahip değildi.

Kendi ellerini dahi göremediği zifiri karanlık bir odada; çok uzun zamandır yattığı, artık kendi kokusunun sindiği bir yatakta; hiçbir şey düşünmeden vakit geçirmek elinden gelen tek şeydi.

Ara sıra kapının altındaki aralıktan içeriye yiyecek itilirdi. Yalnızca o belli belirsiz zayıf ışığa güvenerek yerde sürünür, tıpkı bir köpek gibi hevesle yemeğe atılırdı. Soğuk yemeği elleriyle kavrar, bazen bir hayvan gibi burnunu kâseye daldırır, yemeğini ısırıp çiğnerken yüzünü sakarca kirletirdi.

Yemeği bittiğinde tepsiyi ve tabakları kapıya doğru iter, sendeleyerek yatağına döner ve sessizce vakit öldürürdü. Tabaklar bir ara kaldırılacak olursa buna hiç aldırış etmezdi.

Hayatta olmanın ne demek olduğunu unutmuş olsa da ölmek için bir sebebi olmadığından ölmüyordu. Sunulan yemeği ağzına götürmesinin de bundan öte bir anlamı yoktu.

Felix: “……”

Ağzını açıp konuşmaya çalıştı. Sesinin çıkıp çıkmadığından pek emin değildi. Belki kulakları ölmüştü, belki de boğazı. Ya da belki de aslında ölü olan kendisi miydi?

Felix, kendini böylesi sonu gelmez düşüncelere kayıtsızca bırakarak zaman geçirirdi. Yaşam ve ölüm üzerine kafa yormayı da sayamayacağı kadar çok kez tekrarlamıştı.

???: “……”

Bir kez daha, sanki hava titreşmiş gibi hissetti. Ağzı kapalıydı. Konuşmaya çalışmamıştı. Duyduğunu sandığı şey neydi? Belki de odaya bir böcek girmişti. Kendi pisliği ve yemek yerken etrafa saçtıkları, böceklerin üreyip etrafta uçuşabileceği türden bir ortam oluşturmuştu.

Hiçbir şey hissetmemesine rağmen bir böcekle aynı odada zaman geçirme düşüncesi nedense nahoştu. Bir böcekten bile daha değersiz olan birinin bunu düşünmesiyle böcek alay eder miydi acaba?

???: “……”

Yine bir şey duydu. Belki de gülmüş müydü? Kendi yüzüne dokunmaya çalışırken parmakları boşluğu yokladı. Yüzünün nerede olduğunu bile unutmuştu. Tamamen çökmüş zihnine bir iç çekti.

…Ve tam o anda oldu.

???: “Cevap vermemenizi evet olarak kabul ediyorum!..”

Yiğitçe bir ses duyduğunu sandıktan hemen sonra, kapı dışarıdan şiddetli bir gümbürtüyle tekmelenerek açıldı.

Menteşeler darbeyle yerinden fırladı ve kapının önüne yığılmış olan tabaklar etrafa saçıldı. Bu ani girişle, kırılan çömleklerin sesiyle Felix’in bedeni sarsıldı ve yatağın üzerinden kapıya doğru baktı.

Kapısını yitirmiş eşikten içeri süzülen parlak ışık ve havalanan toz zerrelerinin oluşturduğu manzara, hayallerden fırlamış gibiydi. O ışığın içinden küçük bir silüet sakince ilerledi.

???: “Argyle hanesinin ilk çocuğu Felix Argyle burada mı?”

Felix, sesin son derece duyguyla dolu olduğunu hissetti.

Nihayetinde, dikkatle dinlenirse bu bir çocuğun sesiydi. Bilinçli olarak yiğitlik ve metanetle süslenmiş yaşına uygun tiz sesi, kulak zarlarından geçip kalbe saplanan bir sese dönüşmüştü.

Fakat bu, abartılı bir şey değildi. Sesin sahibinin tavrında zorlama hiçbir şey yoktu. Konuşan kişinin bedeninin gelişimi, yüreğinin hızına yetişemiyordu. Hepsi bundan ibaretti.

Felix: “……”

Hâlâ yatağında yüzüstü yatan Felix, davetsiz misafire tek kelime etmeden baktı. Loş ışıkta gözleri kısılan misafir, karanlığa alıştığında nihayet Felix’i fark etti.

Ve ifadesini küçük bir tebessüme çevirerek,

???: “İşte oradasın. …Haydi bakalım, bu adaletsizlikten kurtulma vaktin geldi.”

Bunu söyledi ve Felix’in pislik içindeki ellerini hiç tereddüt etmeden tuttu.

2

Başından aşağı ılık su dökülürken Felix nihayet olan biteni kavrayabiliyordu.

Su, uzamış saçlarının arasından süzülüyor, tüm vücudundaki kiri temizliyordu. Başından aşağı dökülen temiz su, banyonun zeminine ulaştığında simsiyah bir renge bürünmüştü.

???: “Bu oldukça ferahlatıcı, değil mi?”

Felix’in üzerindeki kirin akıp gidişini izlerken onunla birlikte yıkanan kişi neşeyle konuştu. Solgun teninde hiçbir şey olmayan genç bir kızdı. Uzun yeşil saçları ve sarsılmaz bir inancı barındıran gözleri vardı. Güzel, ağırbaşlı yüz hatları onu yaşından beklenmeyecek kadar korkusuz gösteriyordu.

Kendisinden büyük olmamasına rağmen aralarındaki büyük farkı hisseden Felix, ister istemez bakışlarını yere indirdi.

Kız: “Bakışlarını yere indirme. Gözlerin bulanır. Ruhun kararırsa yaşama sebebini de gözden kaçırabilirsin.”

Felix’in korkularını bir çırpıda kesip attı. Felix’in hâlâ düzgün hareket ettiremediği kollarını tutup bir bezle vücudunu temizlerken kızın teni tenine değiyordu.

Vücudundaki kirler temizlenirken Felix, nihayet onun kim olduğunu merak etti. Neden onu o odadan çıkarmıştı ve neden şimdi yanındaydı?

Kız: “Argyle hanesi, benim hanemin yetki alanı altındadır. Bir sorun görüp harekete geçmek gayet doğaldır.”

Felix: “Yetki… alanı…”

Kız: “Doğru. Görünüşe göre bir süredir söylentiler varmış. Argyle ailesinin en büyük oğlu gayrimeşru bir çocukmuş, ondan nefret ediliyormuş ve varlığı malikânenin derinliklerinde gizleniyormuş diyorlardı.”

Felix: “……”

“Gayrimeşru çocuk” sözleriyle Felix’in bedeni hafifçe titredi.

O karanlığa atılmadan önce defalarca duyduğu kelimelerdi bunlar. Anlamlarını bilmese de kabul edilemez bir şey anlamına geldiğini biliyordu. Bu yüzden o yere konulmuştu…

Kız: “Başının üzerindeki o kulaklar yüzünden gayrimeşru bir çocuk olarak görüldün.”

Felix: “Bunlar…”

Kız: “Argyle hanesi bir insan ailesidir. Hâliyle anne ve babanın ikisi de insan. Buna rağmen senin yarı insan kulaklarına sahip olman, sadakatsizlik şüphesi uyandırmak için yeterliydi. Ancak bunun bir yanlış anlaşılma olduğu artık kanıtlandı.”

Felix: “…Ha?”

Yine bakışlarını indirmek üzereyken kızın bu sözleriyle Felix başını kaldırdı. Yüzü, nefesini hissedecek kadar yakınındaydı ve yanakları istemsizce kızarmaya başlamıştı.

Kız: “Doğuştan sahip olduğum bir lütuf sayesinde başkalarının yalanlarını görebiliyorum. Annen sadakatsizlik etmemiş. Bizzat teyit ettim. Sonrasında Argyle soyağacını araştırıp sebebini buldum. Kulakların, dört nesil önceki uzak bir akrabandan gelen çekinik bir özellik.”

Felix nefesini tutmuştu. Kız ona gülümsedi ve devam etti.

Kız: “Her şey bir yanlış anlaşılmayla başlamış. …Hayatta olman bir günah değil.”

Felix: “……”

Kız: “Kaldır başını, ileriye bak ve berrak gözlerle yaşa. Bunu hemen yapmak zor olabilir ama ben de sana yardım edeceğim. O yüzden şimdilik, lütfen bana inan.”

O an, sözlerini bitirirkenki gülümsemesi, kaygısız bir kızın gerçek yüzü gibiydi.

3

Banyo bittikten sonra giydiği yeni kıyafetler, hatırlayamayacağı kadar uzun bir sürenin ardından ilk defa giydiği şeylerdi. Kumaşın tenine yapışmaması ve parmaklarını üzerinde gezdirebilmesi de oldukça nostaljikti.

Rüzgâr, yeni temizlenmiş tenini okşuyor; uzamış keten rengi saçları esintide dalgalanıyordu. Önünden giden malikânenin bir hizmetkârını takip ederek sanki yürümeyi yeniden hatırlıyormuşçasına titrek adımlarla, yavaş yavaş ilerledi.

Hizmetkâr: “…Felix-sama, geldik.”

Yaşlı kâhya bunu söyleyerek bir kapıyı açtı ve bir rüzgâr esintisiyle geniş bir oda görüş alanına girdi.

Argyle malikânesinin büyük salonunda yemekler açık büfe şeklinde dizilmişti ve karanlıktan kurtarılan en büyük oğlu karşılamak için hazırlıklar yapıldığı görülebiliyordu.

Tüm gözler onun üzerindeydi ve Felix kalbinin hızla çarptığını fark etti. Nabzı sıklaştı, nefesi daralmaya başladı. Bir yere yaslanmadan ayakta duramayacağını hissetti ve destek olacak bir şeyler ararken eliyle yakındaki bir masadan destek aldı.

???: “Felix…”

Mırıltıların arasından bu ses Felix’in kulaklarına ulaştı.

Düşünmeden o yöne baktı ve fark etti. Titreyen gözlerle ona dikkatle bakan, keten rengi uzun saçları olan bir kadının sesiydi.

Annesiydi. Annesinin ifadesi kaskatıydı ve ağzını bir eliyle kapatıyordu. Yanındaysa sakallı bir adam vardı ve annesinin omzunu tutan bu kişinin babası olduğunu nihayet anladı. Anne ve babası tam orada duruyorlardı.

Anne: “Felix, özür dilerim. Ben… biz…”

Onu öyle bir yere atan anne babası, tam oradaydı.

Felix: “……”

Annesi bir adım öne çıktı ve hıçkırıklı bir sesle konuşmaya çalıştı ama Felix dinlemiyordu. Elini dayadığı masanın üzerinde gezdirdi ve sert, soğuk bir şeye dokunduğu anda sıkıca kavradı.

Bir bıçak. Ters bir tutuşla kavradı ve sendeleyerek kendisine doğru yürüyen annesine baktı.

Felix: “……!”

Bir adım atarsa ona ulaşacaktı. Bundan emin olduğu anda, Felix annesine doğru atıldı.

Ancak o kadar uzun süre hapsedildiğinden bacakları titremişti ve annesinin göğsüne nişanladığı darbe, onu sıyırmadan havayı kesti. Kadın tiz bir çığlık attı ve babası ile yakındakiler çığlığın nedenini anladı. Ama artık onu durdurmanın bir yolu yoktu.

Nefret. Nefret ediyordu. Her şeyden nefret ediyordu. Her şeyden o kadar çok nefret ediyordu ki duramıyordu.

Felix: “…Aah!”

Geriye doğru düşüp şimdi sürünerek kaçan annesine doğru bir kez daha atıldı. Bu sefer kaçmasına izin vermeyecekti. Gümüşi parıltıyı başının üzerine kaldırdı ve bıçağın ucu, annesinin göğsünü hedeflerken parladı…

???: “Seni aptal!..”

Bıçağın ete saplanma hissi elini doldururken Felix şiddetli bir darbeyle yana doğru düştü. Bıçak elinden fırlayıp yerde şangırdadı ve büyük salonun halısı kırmızıya boyandı.

Onu kesinlikle bıçaklamıştı. Başarmıştı. Bu ellerle intikamının hedefini…

Felix: “……”

Göğsünde birikmiş olan o durgunluk, sanki yeni açılmış bir delikten akıp gidiyormuşçasına kayboldu. Bu hisle Felix’in yüzünde karanlık bir gülümseme belirdi ve başını kaldırdı.

…Yeşil saçlı kız kanlar içinde, büyük salonun zemininde yığılmış yatıyordu.

Felix: “…Ha?”

Hayal etmediği bu manzara karşısında Felix’in aklı durdu.

Dünya sessizleşti, renkler soldu ve sanki her şey donmuş gibiydi. O karanlık odada bulunduğu dünyayla aynı bir dünya açıldı ve tek fark, kızın kanamasının durmamasıydı.

Başka kimse hareket edemezken Felix sürünerek kıza doğru ilerledi ve yanına vardı. Güçsüz bedenini kollarının arasına alıp kaldırarak konuştu.

Felix: “Ne… neden… neden sen?..”

Kız: “…Aptal.”

Kızın gözleri kapalıydı ve titreyen Felix’e kısaca cevap verdi. Uzun kirpikli gözlerini zorlukla araladı ve onun perişan yüzüne baktı.

Kız: “Gözlerini… aç. Başını kaldır ve ileriye bak. Berrak gözlerle yaşamak… içindeki karanlığı tatmin etmek demek değildir.”

Felix: “Ama, ama ben… o zaman ne yapmalıydım? Bu zalimce, değil mi? Haksızlık, değil mi? Böyle muamele gördükten sonra…… herkesi nasıl affedebilirim ki?…..”

Kız: “Affetmene… gerek yok…… Yanlış anlama. Duygularında haklısın. Bu çok doğal. Sadece sen yanlış yoldan gitmeye çalıştın……”

Felix: “Yanlış yol… Doğru… yol ne?”

Kız: “Ruhuna utanç getirmeyecek bir yaşam tarzı.”

Zayıf sesi, bu inancı aktarırken bir anlığına netleşti. Gözlerine güç geri geldi, başını kaldırdı ve konuşurken dosdoğru Felix’e baktı.

Kız: “Asla unutma, Felix. ……Ruhuna leke sürdürmeyecek bir hayat yaşa.”

Felix: “Ah, aah, aaah!”

Söylenmesi gerekeni söyledikten sonra kızın bedeninden kuvvet çekildi. Kollarındaki bedenin ağırlaştığını, içindeki yaşamın ise hafiflediğini anlayabildiğinde Felix, korkunç bir dehşet hissine kapıldı.

O yerde, ölü mü diri mi olduğunu bile anlayamadığı zamanlarda, kendi ölümünün defalarca bilincine varmıştı. O zamanların hiçbirinde hissetmediği bir korku, şimdi onu yönetiyordu.

Felix: “H… hayır. Hayır. Hayır, hayır, hayır, hayır…… Sen… olmaz. Olamaz!…..”

Kaybolan bir hayat.

Borçlu olduğu kişi.

Kızın ileriye bakan dürüst gözleri.

Kendi ruhu.

Karışık zihninde sayısız kelime uçuşurken Felix tavana bakıp avazı çıktığı kadar bağırdı. Boğazı titreyerek, kan kusacakmış gibi haykırarak kızı saran ölümün derinleşen gölgesini reddetti.

Aniden, Felix’in tüm bedeninden mavimsi beyaz bir ışık seli yayıldı ve ardından kızın bedenine sıçradı.

Felix: “……”

Felix gözlerini kırpıştırdı. Kendisinin bile farkında olmadığı, hiçbir zaman filizlenme şansı bulamamış bir büyü yeteneği —— krallığın tarihine adını yazdıracak kadar güçlü bir iyileştirme becerisine sahip olacak “Mavi” Felix Argyle’in ilk iyileştirme ışığıydı bu.

İyileştirme gücü, kızın bedenine canlılık bahşetti; yarasını kapattı ve akıp giden yaşam manasını telafi etti. Solgun yanaklarına renk geri geldi ve tekrardan nefes almaya başladı.

Kız: “…Görünüşe göre… ölümden kurtuldum. Anlaşılan… bana yaşamaya devam etmemi söylüyorsun.”

Felix: “…Hı-hı. Şey… öyle. Evet yani.”

Kız gözlerini açarken Felix ona başını salladı ve kibar bir dille konuştu.

Sesinde, şüphesiz yalnızca saygı vardı. Kız, onu hatasından korumak için bedenini kalkan olarak kullanmıştı. O ölüden farksızken başını kaldırmasını sağlamış ve ona nasıl yaşayacağını öğretmişti.

Eğer onun ruhuna leke sürdürmeyecek bir şekilde yaşamasını diliyorsa o zaman…

Felix: “Lütfen yanınızda kalmama izin verin. Hayatımı sizin yanınızda tüketmek istiyorum. Ruhumu parlatmak için en iyi yerin orası olacağını biliyorum.”

Kendisini bıçaklamış olan birinin sözlerini dinlerken gözlerinin bir kez kısıldığını anlayabildi. Korkuyla cevabını bekleyen ve farkında olmadan onu kollarında daha sıkı tutan Felix’e kız iç çekti.

Kız: “Crusch Karsten.”

Felix: “……Ha?”

Kız: “Benim adım Crusch Karsten. En azından efendinin adını öğrenmelisin.”

Crusch, hâlâ kendi başına hareket edemiyor olsa da gururla gülümsedi.

Onunla kalmasına izin verileceğini anladığında Felix yukarı baktı ve ağladı.

Felix: “…Aah!”

Yüksek bir sesle sel gibi akan gözyaşlarıyla ağlamayı unutmuş bir çocuk gibi, ağlamayı yeniden hatırlamış bir çocuk gibi, yeni doğmuş bir bebeğin ilk çığlığı gibi ağladı.

Crusch avucuyla başını okşarken uzun, çok uzun bir süre ağlamaya devam etti.

<< Yeminler Bölümü‘nde devam edecek >>

Önceki Sonraki
0 0 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
0 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Inline Geri Bildirimleri
Tüm yorumları görüntüle