Bildirimler Tümünü Okundu Say
Bildirimleri görmek için giriş yapın.
Ana Sayfa / IF Hikâyeleri/ Şehvet Rotası – Re: Sıfırdan Başka Bir Dünyada Harem Hayatı

Şehvet Rotası – Re: Sıfırdan Başka Bir Dünyada Harem Hayatı

10 Aralık 2024 15.097Okunma 47 dk okuma
Önceki Sonraki

IF’in ortalama okuma süresi 38 dakikadır. İyi okumalar dileriz.



ㅤㅤㅤ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

ㅤㅤㅤㅤ

Çevirmen: Islandhill, Bertiel

Destekçilerimiz: Donatus, Echi_dna, akari, Nurullqhx

Zorunlu Yasal Uyarı: Bu romandaki bütün karakterler 18 yaşından büyüktür!

ㅤㅤㅤㅤ

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

Son zamanlarda Subaru’nun gözlerine vuran kör edici güneş ışığıyla uyanması, bir kural hâline gelmişti.

???: “Hadi artık! Sabah oldu~! Majesteleri, uyanma vakti!”

Kendisini sabah kuşu olarak tanımlasa da bu tür bir uyanış, bir anda uyanık ve tetikte olmasını neredeyse imkânsız hâle getiriyordu. Güneş ışığı yavaş da olsa zihnini uyku âleminden çağırıyordu.

Özellikle son zamanlar derinlemesine uyuyordu. Belki de bu beklenilen bir şeydi, ne de olsa tüm gün hem zihninin hem de vücudunun sınırlarını zorluyordu. Böylesine derin bir uyku, günlerini dolu dolu geçirdiğini kanıtlıyordu.

???: “Artık gerçekten ama gerçekten uyanmanız gerek! Uyanın! Artık!”

???: “Sus be.”

???: “Aaa!”

Bu sesin sahibi, Subaru’nun yatakta ne kadar rahat kıvrıldığını zalimce görmezden gelerek uyandırmakta ısrar etti. Aynı nefesi soluyacak kadar yakındılar, Subaru’ysa onu yakalayıp yakınında tutarak intikamını alabilecek kadar yakındı. Yatağa onunla sürüklenirken üzerine basılan bir kurbağa gibi bağırıp ciyaklamıştı.

Bu yılın sabahları hâlâ rahatsız edici derecede serindi, o yüzden başka birisinin vücut ısısı Subaru’yu ısıtacak şeydi.

Subaru: “Ahh, canlandım resmen. Böyleyken tekrar uykuya dalmak amma güzel olurdu… di’ mi?”

???: “Hıh! Şey… buna karşıyım demiyorum ama…”

Sesi birkaç saniye öncesine kadar uyandırmanın getirdiği sorumluluk ve enerjiyle doluydu ama Subaru’nun tatlı sözlerinden etkilenerek afalladı.

Birbirlerini uzun zamandır tanıyor olmalarına rağmen, Subaru ona tatlı davrandığında onun daha yumuşak, çocuksu tarafı normalde ciddi olan yüzünün arkasında gün yüzüne çıkıyordu.

Onun bu yanı karşı konulamaz derecede sevimliydi. Yine de Subaru, onun bu yanını bencilce sebeplerden dolayı ortaya çıkarıyordu.

Subaru: “Aferin, uslu kızıma. Sabah sevişme seansımızın vakti gelmedi mi?”

???: “Ama… Düşes bu sabah kahvaltı hazırlamakla görevli. Kızmaz mı?..”

Subaru: “Ahh… doğru ya, harbiden de unutmuşum.”

Hatırlatıldıktan sonra Subaru’nun şevki azaldı. Uykuya direkt tekrar teslim olmak korkunç sonuçlar doğuracaktı. Kendini bırakarak -battaniyeyi üzerinden atmadan önce- kollarındaki kızı son bir kez daha sıkıca sıktı.

Subaru: “Sanırım artık kalkmamız gerekiyor. Siktir be, ne güzel bir sabah!”

Subaru yatak yaylarının üzerinde zıplayarak esnedi. Hâlâ çektiği yatakta yayılmış olan kıza baktı.

Subaru: “Yo, yoo şuna baksana darmadağınsın resmen… bu çok seksiii. Sen her zaman kızların bu kadar utanmazca davranmaması gerektiğini söylemiyor muydun, Petra?”

Artık hizmetçi üniformasının kendisine çok yakıştığı bir yaşa gelmiş olan Petra Leyte, dilini çıkardı ve tatlı tatlı gülümseyerek fısıldadı.

Petra: “Sorun değil. Sizin önünüzdeyken gardımı indirebilirim Subaru-sama… sadece ama sadece sizin önünüzde.”

Bir elini uzatarak onu yataktan çekti.

Subaru: “Ehe, o zaman hadi yemek odasına gidelim. Muhtemelen herkes çoktan gelmiştir.”

Petra gülümsedi ve başını salladı. Subaru’nun elini tutmaya devam ederek yataktan kalktı.

Petra: “Evet, hadi gidelim Subaru-sama.” dedi.

İkisi el ele Lugunica Kraliyet Sarayının kırmızı halılı koridorlarında yavaş yavaş yürüdüler.

△▼△▼△▼△

???: “Geç kaldın.”

Subaru yemek odasına girdiği anda memnuniyetsizlikten soğumuş asil bir ses tarafından karşılanmıştı. Subaru sesin tehditkâr tonu karşısında sırtından aşağıya doğru akan soğuk ter damlacıklarını hissetmişti.

Kendisini sırıtmaya zorladı ve aslında ne kadar gergin olduğunu gizlemeye çalışarak selamlama için elini kaldırdı.

Subaru: “Üzgünüm, benim hatam. Her yerim ağrıyor, sanırım düşündüğümden çok daha fazla yorulmuşum gibi. Sabahları yataktan kalkmak çok zor oluyor.”

???: “Zayıf bahanelerinizle bana masal anlatmayın. Neyin gerçek neyin masal olduğunu kolayca ayırt edebildiğimi de unutmayın… Bahse girerim ki sözde ‘uyandırıcınızla’, hizmetçinizle kaçamak yapıyordunuz.”

Subaru başını çevirdi ve kendisine yöneltilen keskin bakışlara karşılık olarak umursamaz bir şekilde ıslık çaldı. Birlikte takılıyorlardı, bu inkâr edilemezdi.

Sıra kimde olursa olsun, Subaru’yu uyandırmaya giden kişi flörtleşmenin hedefi olurdu.

???: “Gerçek şu ki bana verdiğiniz sözü tutmadınız… sanırım bana böyle davranılmasını beklemeliyim.”

Subaru: “Yo, ben öyle bir şey…”

???: “Beni avutmanıza gerek yok. Her şeyin farkındayım. Sevimli genç bir bayan olmadığımın… farkındayım. Etrafınızdaki diğer kadınların aksine, kılıç kullanmanın dışında hiçbir şey için uğraş vermiyorum. Düzgün giyinmeyi ya da makyaj yapmayı da çok az bilirim. Elbette ki sizi tatmin edemem Subaru-sama…”

Alışılmadık bir biçimde kendini aşağılayan sözler gelmeye devam etti. Şüphesiz bu duygu gün geçtikçe büyüyordu ve bu sabah nihayet dolup taşmıştı. Konu bu tür şeyler olduğunda tek bir su damla bile tüm barajın patlamasına neden olmaya yetiyordu.

Kendine olan güvensizlikleri teker teker birikmiş ve şimdi kendinden şüphe olarak ortaya çıkmıştı. Subaru’nun onun bu huzursuzluğunu şimdiye kadar fark etmemiş olması bir başarısızlıktı.

???: “——N’apıyorsunuz?”

Subaru: “Şayet kalbimin içini görebiliyorsan neyin peşinde olduğumu da bilmez misin?”

???: “Benimle alay etmeyin.”

Subaru’nun kucaklamasına yakalanan kız yüzünü çevirdi. Subaru’nun gözlerinin içine bakmayı reddederek, sanki sarılmaktan utanıyormuş gibi omuzları sarsıldı. Fakat onun yarım yamalak direnişi orada başlayıp orada bitti.

???: “Tek görebildiğim diğerlerinin ruh hâli. Kalbin, iç işleyişinin genel tabiatını hissedebilsem de her şeyi göremiyorum… Bu yüzden açıkça ifade etmediğin sürece gerçek niyetini anlayamayacağım.”

Subaru: “Epey utanç verici bi’ şey düşünüyordum.”

???: “Majestelerinin düşünceleri utanılacak bir şey mi?.. Yine sizin hakkınızda göremediğim bir şey daha.”

Kollarına sarılmış olan kızın alaylı gülümsemesini görmektense hissetti. Başını kaldırıp Subaru’ya baktı, bakışları ayrılamaz bir şekilde Subaru’nunkilere yakalandı. Sarılırkenki yüzleri birbirlerine çok yakındı, aralarındaki mesafe bir çırpıda kapanabilecek kadar yakındı.

Bu yüzden Subaru, kelimelerden çok daha etkili olan bir “şeyle” karşılık vermeye karar verdi.

???: “——Mhmm.”

Dudaklarının birleştiği noktada, tereddütle uzanan dilinin yumuşacık dokunuşunu hissetti. Dudaklarından çıkan nefesin sıcak dokusunu, öpüşmeye zorlamasını ve neredeyse daha fazlası için yalvarışını—— Subaru, içindeki alevlenen ısının kulaklarının ucuna kadar uzandığını hissedebiliyordu.

Bir süre sonra yavaşça nefes nefese kalarak birbirlerinden uzaklaştılar. Normalde gözü pek olan genç kadın darmadağın olmuştu, gözleri biraz ıslanmıştı, yüz ifadesi netti ve sevimliydi. Subaru bu manzara karşısında kavurucu bir sıcaklıkla sarmalandığını hissetmişti.

Ondan böyle bir yüz ifadesi alabilecek tek kişinin kendisi olduğundan emin olunca kavurucu sıcaklık daha da alevleniverdi. Onun dokunuşunu bir kez daha, tekrar hissetme arzusuyla ona tekrar uzandı——

???: “——Bu sabahlık bu kadar yeter.”

Fakat Subaru’nun uzanmış kollarını engellerken gözlerindeki sisi görmezden gelerek sözünü kesti. Şehvetli ivmesi yarıda kesilen Subaru’nun geri çevrilen elleri rota değiştirmeyi istemeyerek onu kavradı. Genç kadın diğerinin yüzündeki siteme tanıdık, asil bir gülümsemeyle baktı.

???: “Durmazsak bugünün planlarının çoğu aksayacak. Dahası, bundan böyle sizi kendime saklamam uygun değil Subaru-sama. Bu yüzden burada durmalıyız.”

Subaru: “…Arada bir kendini ânın içinde kaybetmek tatlı bir şey bence.”

???: “Sanırım daha önce ‘tatlılıktan’ yoksun bir kadın olduğumu söylemiştim. Yine de her şeyi unutup günü sizinle geçirme düşüncesi beni cezbediyor.”

Subaru: “——Kadınsı tarafını sadece böyle zamanlarda gösteriyorsun, bu hiç adil değil.”

Subaru elini son bir umutla uzattı ancak yukarıdan hızlı bir tokat yedi. Darbeyi engellemek için elini sallayan Subaru, gözlerini hızlı ve zarif bir şekilde birden dönüp giden kadına çevirdi.

???: “Hadi yemek yiyelim. Bu sabahki yemek için itibarımı riske atarım. Elbette majestelerine hizmet hâlindeyken elimden gelenin en iyisini yaparım ama özellikle bu yemeğe güveniyorum.”

Subaru: “Romantik olmaya çalışmadığın zaman daha romantik oluyorsun, bunu biliyor muydun? Sanırım bu senin karakterine uyuyor Crusch.”

Subaru yenilgiyle yere yığıldı ama masadan gelen ağız sulandırıcı kokuyla kederinden kurtuldu. Genç kadın kalitesinden emin bir şekilde eliyle yaptığı işi işaret etti.

Crusch: “Meşgul olduğunuzu biliyorum ama en azından yemek masasının etrafındayken sizi sadece kendime saklamak istiyorum—— bencillik ediyorsam özür dilerim Subaru-sama.”

Subaru: “Bunun seni bencil yaptığını düşünüyorsan bu fazlasıyla sevimli bi’ şey, karıcığım.”

Geniş yemek masasına oturdu, Crusch her zamanki gibi hemen yanı başındaydı. Subaru’ya göz ucuyla baktı, yemeğe başlarken onu gizlice izledi.

İlk lokma dudaklarından geçer geçmez Subaru yemeğin çok lezzetli olduğunu haykırdı. Asil gözlerindeki tedirginlik Subaru’nun haykırışıyla ortadan kayboldu. Çatalıyla ağzına bir lokma daha tıkıştırıp yemeğin lezzetini bir kez daha överken Subaru, kendi kendine karıcığının bu yönünün gülünç bir şekilde sevimli olduğunu düşündü.

ㅤㅤㅤㅤㅤ

△▼△▼△▼△

Subaru masasında oturmuş, önündeki dağ gibi resmî evraklarla boşuna mücadele ediyordu.

Subaru: “Ne kadar çalışırsam çalışayım bitecek gibi görünmüyor. Böyle şeyler mangalarda ve animelerde sürekli olur ama sanırım gerçek hayatta da olabiliyormuş…”

???: “İşte kendi kendine mırıldanmayı seven birisisi için çok daha fazla iş geldi Barusu. Uzun molalar yok. İşinin başına seni mankafa.”

Subaru: “Mankafa mı? Majestelerine hiç saygın yok demek ha?”

Evrak dağlarından birini yok ettikten sonra geriye sadece dört yığın daha belge kalmıştı—— en azından masanın üzerine acımasızca bir dağ silsilesi şak diye yerleştirilene kadar. Subaru üzerinde dört tane daha, taptaze karlı tepeleri andıran evrak tepesi belirirken tüy kalemini ileri doğru iterek konuştu.

Subaru: “Daha bana ne kadar daha hor bakmayı planlıyorsun ki? Bu ülkede ne kadar fazla güce sahip olduğumu biliyor musun? Bana astınmışım gibi davranmayı kesmenin vakti geldi, kapişş*?”

(Ç.N: Kapiş, İtalyanca kökenli “capisci” sözcüğünden dilimize geçmiştir. Genelde biz kapişi ukalaca, “Anladın mı? Kaptın mı?” anlamında kullanırız.)

???: “Oh, içinde bulunduğun durumu anlıyor musun Barusu? Tek başına ayakta duramayacağını unutma. Ram seni şimdi terk ederse bu belgeler ordusunu yenmene kim yardım edecek?”

Sözlerini yer yemez, Subaru bedenini ve gururunu Ram’ın ayaklarına fırlatarak yardım için yalvardı.

Subaru: “Özür dilerim Nee-sama! Lütfen beni terk edeyim deme! Kurtar beni bunlardan!”

Pembe saçlı hizmetçi tiksintiyle homurdandı.

Ram: “Hangi ünvanın olursa olsun, bazı şeyler asla değişmez. Bu kadar ileri geri konuşmak yeter—— en azından daha tatlı, iyi bir dille konuş.”

Subaru: “Burada gerçekten senin insafına kalmış durumdayım Nee-sama! Kelimenin tam anlamıyla yalvarıyorum şu anda! Ya başka birisi beni böyle görseydi? Bütün manşetlerde, ‘Kralın Hizmetçisi, Kralı Âdeta Parmağında Oynatıyor!’ yazardı. Bu skandalın yaratacağı patlamayı hayal edebiliyor musun?”

Ram: “Sadece gerçekleri yazmış olurlardı. Ram üstte Barusu altta. Olması gerektiği gibi.”

Subaru: “Haklısın! Her zamanki gibi çok ama çok haklısın Nee-sama!”

Subaru’nun sesi her zamanki gibi Ram’ın küstahlığı karşısında titreyince Ram bıkkın bir iç çekti. Masaya bir sandalye daha çekti ve kalemlikten yedek bir tüy kalem çıkardı.

Ram: “Ram senin için kağıtlarla ilgilenecek. Ram’ın Barusu’dan tek istediği şey onay, bu yüzden cevap vermeye hazır ol.”

Subaru: “Pekâlâ! Her zamanki gibi beni kurtarmak için buradasın Nee-sama! Bu ülke sensiz idare edemez!”

Ram: “Minnettarlığını göstermek istiyorsan tavrını değiştir.”

Subaru: “Özellikle istediğin bir değişiklik var mı?”

Ram: “Ram’a ‘Ram-sama’ demekle başla.”

Subaru: “Bunu söylediğimi başka biri duysaydı mahvolurdum!”

Subaru’nun gevezelik ederken ellerinin duraksamasının aksine Ram’in çalışma hızı olağanüstüydü. Subaru’nun duyduğu dedikodulara göre Ram, Roswaal’ın evrak işlerini de gizlice onun için yapıyormuş.

Subaru daha önce bizzat böyle bir şey görmemişti o yüzden ilk başta şaşırmıştı.

Subaru: “Sanırım Roswaal’ın yanında sadece dekorasyon işi için durmuyordun, ha?”

Ram: “Ram kendisine saygısızlık yapıldığını hissediyor.”

Subaru: “Ağzından yel alsın! Sana iltifat ediyorum. Bir şeylere uzaktan bakınca fazlasıyla aldatıcı olabiliyor, anlıyor musun?”

Ram: “Hıhı. İntikam olarak radikallerin önerdiği yasayı şimdi onadım.”

Subaru: “DURRR!!”

Onadığını söylemesine rağmen, Ram—— Subaru’nun bir şey söyleme zahmetine bile girmediği yasayı, düzgün bir şekilde işleme koymuştu bile. O kadar büyük konuşmasına rağmen, Subaru’nun onu düzeltme ya da azarlama ihtiyacı hissetmemesi ona duyduğu güvenin bir işaretiydi.

Ram belgeler üzerinde çalışırken Subaru, Ram’ın görünümüne bir göz attı.

Yüzü her zaman olduğu gibi gergin ve ifadesizdi. Yüz hatları ilk tanıştıklarından beri olduğu gibi yumuşak ve genç görünüyordu. Gülümsediğinde yüzü çiçek gibi açıyordu ama bu yılda bir kez olan bir olaydı.

Ram: “…Ellerin yine durdu Barusu.”

Subaru: “Ahh üzgünüm. Yalnızca sana bakakaldım Ram.”

Ram: “——Çıh.”

Subaru: “Çıh mı!? Bunu Rem’e söyleseydim yüzü domates gibi kızarır ve çok sevimli olurdu!”

Ram: “Ram sana, Ram ve Rem’i kıyaslamayı bırakmanı söylemedi mi? Ram seni doğrayacak.”

Subaru: “Neyimi doğrayacaksın kiii?!”

Ram: “İnsan merak ediyor tabii…”

Ram’ın ona yan gözle bakması Subaru’nun kanını dondurdu, Subaru’nun vücudunun derinliklerinden âni bir korku hissi yükseldi. Rem konusunu kötü niyetle açmamıştı ama sinirlerine dokunmuş gibi görünüyordu. Ram sürekli acı bir şekilde, Rem’in kendisinden daha öncelikli olması gerektiğini söylediği için bu Ram’ın hassas noktasıydı.

Subaru: “Bu, rekabetçi bir yarışma değil ama sana çoktan âşık olduğumu biliyorsun Ram. Ne de olsa konuşmadığında, hareket etmediğinde ve kişiliğini görmezden geldiğimde aşırı tatlış oluyorsun.”

Ram: “Yani birini dinlemek, hareketlerini görmek ve kişilikleri hakkında daha fazla şey öğrenmek birinin ne kadar ‘tatlı’ olduğu kadar önemli değil, ha. Not edilmiştir. Ram, bunları Emilia-sama’ya söyleyecek.”

Subaru: “Yoo, ben öyle bir şey demedim ki! Ve sana asılmıyordum bile!”

Ram her zaman yaptığı gibi kendisini çok, Subaru’yu az düşünüyordu. Ancak Subaru nihayet bunun sadece bir maske olduğunu kavramıştı, gerçekte kendisine saygısı çok ama çok azdı ve bunu telafi etmek için üstünmüş gibi davranıyordu.

Bu yüzden Subaru, böyle davranmasının, onun utancını gizleme yolu olarak düşünecekti, böylelikle çok da sevimli olmayan sözlerini affedebilecekti.

Ram: “Gözlerinde yine o tatsız duygusal bakış var Barusu.”

Subaru: “Öyle mi… Üzgünüm.”

Gözlerini Ram’ın yüzünden çekip elindeki kâğıtlara çevirdi. Böyle küçük, dikkat dağıtıcı şeylerden ne kadar çok hoşlansa da bunu halletmezse başka hiçbir planını gerçekleştiremeyecekti.

Ne de olsa iş iştir ve oyun oynamadan önce çalışmak gerekir.

Sonunda dikkatini işine vermiş olan Subaru, Ram’ın ona bakıp kendi kendine mırıldandığını fark etmedi.

Ram: “Ram… Ram’ı ve Rem’i bu şekilde karşılaştırmanı istemiyor Barusu. Çünkü Ram ve Rem’i aynı görüyorsun.”

Sessizliğe gömüldüler. Tüy kalemlerinin beyaz parşömen üzerinde çıkardığı ses, ofisi doldurarak içinde yankılanıyordu.

△▼△▼△▼△

Kapıyı şiddetle açarak beyan ediverdi genç kadın.

???: “Sıkıldım.”

Subaru ona yorulmuş gözlerle baktı. Onu duymamış gibi davranarak dikkatini önündeki masaya dizilmiş evraklara vermeye çalıştı ama kadın üsteleyerek…

???: “Hanımını duymamış gibi davranma. Bu kadar kaba olma.”

Subaru: “Oy, ne yaptığına bak! Senin hiçbir şeyini fırlatmadım ki kevâşe!”

Davetsiz misafir, görmezden gelinmenin intikamını almak için Subaru’nun üzerinde çalıştığı masayı tekmeledi; masanın üzerindeki eşyalar, yüksek bir gürültüyle yere saçıldı.

Subaru masayı düzeltmek ve yere düşmüş eşyaları toplamak için çırpındı. Neyse ki hiçbiri basitçe yere düşerek kırılacak kadar narin değildi ama bu tür şeyler kalbi için iyi değildi.

Her şeyin sağlam olduğunu doğruladıktan sonra Subaru, rahat bir nefes aldı ve ardından suçluya ters ters baktı. Priscilla, kendine özgü kıpkırmızı elbisesi ve kendinden emin ifadesiyle orada duruyordu.

Subaru: “Bugün halletmem gerek çok işimin olduğunu biliyorsun. Sana ziyarete gelmeden önce haber yolla demedim mi ben? Böylelikle sana gelmemeni söylerdim.”

Priscilla: “Saçmalamayı kes. Ne zaman boş zamanım olacağını ya da ne zaman ziyaret etmek isteyeceğimi ben asla bilemem. Dolayısıyla da neden senin keyfi kurallarına boyun eğmek zorundaymışım ki? Konuşmadan önce yerini bil.”

Subaru: “Asıl burada konuşan kişi sensin ki! Mevkim ne kadar değişirse değişsin, neden etrafımdaki tüm egoist kadınlar tarafından hâlâ çöpmüşüm gibi bir muamele görüyorum? Sadece görünüşte kral olmuş olan birinden mi ibaretim?”

Priscilla: “Saçma sapan konuşma da kes sesini. Bu tavır ve tutumunla elbette ki kimse seni kral olarak kabul etmez. Bu kadar aşağılık ve acınası biri, tahtı elimden gasp etti… Seni asıp uzuvlarını kesmek geliyor içimden.”

Subaru: “Kanım dondu resmen!”

Priscilla sadist, kan kırmızısı bakışlarını; titreyen Subaru’ya doğru çevirdi, yüz hatlarını bıkkınlık ve küçümsemeyle dolduran bir ifade vardı. Genç kadın her zaman olduğu gibi sert ve egoistti.

Onunla olmak aşırı yorucuydu ama en sinir bozucu şey argümanlarının her zaman sağlam bir gerçekliğe dayanıyor olmasıydı. Belki de bu yüzden bu kadar tahammül edilmez bir şekilde davranıyordu. Ya da belki de Subaru’nun şu anki pozisyonunu onun hırslarını ezerek elde etmiş olmasıydı.

Priscilla: “Yine de tuhaf zevklerin var. Masadaki tüm bu oyuncaklar da ne?”

Subaru: “Onlar sadece oyuncak da değil. Son zamanlarda köylerde ve kırsal bölgelerde moda olan bir grup yeni teknoloji. Büyülü cevher ve diğer türlü türlü içeriklerden yapılmışlar. Bu tür şeyleri görmek, insanların yaptığı yeni inovasyonlara olan ilgimi arttırdı.”

Priscilla: “Hımm? Yeni teknoloji mi dedin? Ne gibi işlevleri var?”

Subaru: “Hımm, mesela şöyle…”

Subaru önündeki nesnelerden avuç içi büyüklüğünde bir metal kutu seçti.

Priscilla’nın gözleri kutunun işlevine dair bir açıklama arıyormuş gibi kısıldı. Subaru kutunun dibine hafifçe vurdu ve küçük bir sesle kutunun üstünden mavi bir alev fışkırdı.

Priscilla: “Ho? Taşınılabilir ateşleme cihazı mı?”

Subaru: “Asıl dünyamda bu alete çakmak ya da markalı adıyla çakaman derdik. Bunlar yaygınlaşırsa insanlar… bilmiyorum işte, mangal yapabilir ya da büyü kullanmadan küçük bir ateş yakabilir sanırım? Ve kamp ateşi yakmayı da kolaylaştırır.”

Priscilla: “Ayrıca yepyeni kundakçıları da beraberinde getirecektir, sanırım.”

Subaru: “Eh…”

Çok daha ciddi bir seçeneği dile getirdi. Priscilla, sıradan davranışlarıyla ve konuşma tarzıyla -pek öyle olduğunu göstermese de- oldukça zekiydi.

Subaru’nun elindeki çakamana baktı.

Priscilla: “İçinde küçük bir parça büyülü ateş cevheri olmalı. Alttaki mekanizma tarafından ateş yaratması için mesaj iletiyordur… Ancak içindeki herhangi bir kusur aşırı ısınmasına ve sonunda patlamasına sebebiyet verebilir. Ve defalarca kullanılan büyülü cevherlerin etkililiğinin ve hızlarının azaldığı biliniyor. Cevherin sık sık değiştirilmesi gerekiyorsa halk arasında popülerleşmesi baya bi’ zaman alacaktır.”

Subaru: “Eh!..”

Listelediği kusurlar geliştiricinin bahsettiği kusurlarla bire bir örtüşüyordu. Kusurları bir bakışta tanımlayabilmesiyle bir kişinin zayıf noktalarını yakalama yeteneğini yansıtıyordu.

Priscilla: “Her hâlükârda göstermek için ilk seçtiğin şey buysa en çok buna güveniyor olmalısın. Örneğin buysa o zaman diğerleri gerçekten içler acısı olmalı.”

Subaru: “K-Kes sesini! Bilinmeyen yeni teknolojilerle böylesine bir mücadele vermek, insanoğlunun macera ruhunun ölmediğinin kanıtıdır. Çağ fark etmeksizin insanlığı ileriye götüren şey de bu ruhtur. Çakamana inanıyorum! Bir gün insanlık için yepyeni parlak bir yol açacaktır!”

Subaru, Priscilla’nın romantizmden yoksun bir şekilde yumruğunu sıktı. Mavi alevi bir kez daha göstermek için kutunun altına tekrar vurdu ama…

Subaru: “Ha? Eehh?.. Bu, ha, gerçekten çalışmıyo――”

Priscilla: “Hıh, daha şimdiden bir kusur ortaya çıktı bile. Şu bahsettiğin ‘macera ruhu’ nedir bilmem ama bu oyuncağa umudunu bağlaman… aptallığın da… ÖTESİNDE!”

Sıkılmış olan yüz ifadesi âniden gerginleşti, sesinin tonu ve şiddeti yükseldi. Yelpazesini göğsünden çıkarıp çakamanı Subaru’nun avucundan alarak fırlatıverdi. Elinden çıktığı anda da patladı.

Subaru, odanın köşesinde, neden olduğu büyük kırmızı alev parıltısı karşısında soluğu kesildi.

Priscilla: “En beter kusuru böyle bir anda ortaya çıktığı için… bunu geliştiren kişi ciddi şekilde cezalandırılmalıdır. Ne de olsa krallıktaki en önemli kişi sensin ve bu mekanizma seni büyük bir tehlikeye attı.”

Subaru: “O… kadarını yapmayı planlamasam da. Yine de teşekkür ederim.”

Priscilla böylesine hızlı bir karar vermeseydi Subaru ciddi yanıklarla karşı karşıya kalabilirdi. Veya daha kötüsü, patlamadan çıkan metal şarapneller yüzüne saplanabilirdi.

Subaru, mucize eseri bozulmamış olan yüzünü okşadı.

Subaru: “Yüzüm daha da çirkinleşseydi başım gerçekten de belaya girerdi.”

Bitik bir şekilde sandalyesine yığılıp kalırken Priscilla ona yaklaştı ve…

Priscilla: “Yüzün düşündüğün kadar çirkin değil. Hatta bir kez bakıp alıştın mı büyüleyici bile olabiliyor.”

Subaru, onun alışılmadık derecede teselli dolu sözlerine şaşırsa da cevap olarak şöyle dedi.

Subaru: “Oh, evet.”

Ve ardından, bir ân bile tereddüt etmeksizin Priscilla onun kucağına oturuverdi.

Subaru: “Yo, ne yapıyorsun?”

Priscilla: “Sıkıldım demiştim. Ve az önce de hayatını kurtardım, bu yüzden birazcık karşılıklı birbirimize dokunmanın fazlasıyla yerinde olacağına inanıyorum.”

Subaru: “…Kendime vakit ayırmama sadece resmî görevlerimin bir parçası olarak kabul edilmesi nedeniyle izin veriliyor.”

Priscilla: “Resmî iş kıyafetlerinin altında dinleniyorsun görüyorum. Ve hepimizin sınırlı zamanı olduğu göz önüne aldığında, bu zamanı bi’ başkasıyla geçirmemek epey israf olacaktır. Bu yüzden zamanını ‘benimle’ geçir.”

Kucağında ileri geri hareket ederek sallanıyor, alışılmadık bir biçimde yumuşak bir dokunuşla ona yapışıyordu. Bu şekilde birbirlerine sayısızca dokunmuş olmalarına rağmen, Subaru hâlâ Priscilla’ya bu şekilde sarılmaya alışamamıştı.

Genç kadının garip bir sıcaklığı vardı, sanki bunu her yaptıklarında ilk kez yapıyorlarmış gibiydi. Bu da onun büyüleyici ve çekici yanlarından biriydi.

Subaru: “Böyle düşündüğüme göre kötü kadınlar tarafından oyuna getirilmeyi epey seviyor olmalıyım.”

Priscilla: “Kralı mahvedecek kadar güzel bir kadın olarak bilinmek benim de hoşuma gidebilir… Bana öyle bakmasana. Şu anda o kadar ileri gitmeyeceğim. Arkana yaslanıp kendini kaybet, şimdilik.”

Böyle diyerek kollarını Subaru’nun boynuna dolayıverdi.

Parmaklarının narin dokunuşu Subaru’nun boğazını kuruturken, dudaklarını yalamasına sebep olacak kadar büyük bir özlemle bir şeyler istemesine neden oluyordu. Subaru, karşısındaki kadının dudaklarında bir vaha bulmuştu bile.

(Ç.N: Vaha, çöllerin su bulunan ve tarım amacıyla kullanılan kesimlerine denir. Yani burada kastettiği şey: “Subaru, çölde gezerken çok susamıştı ve bir anda susuzluğunu gidermek için vaha buluverdi.” Bunu nasıl yorumlamak isterseniz artık, ehehe :D)

△▼△▼△▼△

???: “Oh? Oldukça yorulmuşa benziyorsun. Yeterince uyudun mu?”

???: “Yeterince uyuyorum ama aynı zamanda uyandığım anda dur durak bilmeksizin çalışıyorum. Her zaman alışkın olmadığım işlerle deli gibi meşgulüm ve özel hayatım da çok yorucu… Yo, bu hayatı ben kendim seçtim. Söylenmeye ayıracak vaktim yok.”

Subaru’nun oturduğu koltuğun karşısındaki koltukta oturan Anastasia tatlı tatlı gülümseyerek…

???: “Bence iş ahlakın en iyi yönlerinden birisi Natsuki.”

Gözlerini aralarındaki masaya indirmeden önce ona hâlsiz bir gülümsemeyle baktı. Sayısız belge masanın yüzeyine dağılmış ve Subaru’nun da onlara bakmaktan midesi bulanmıştı. Öyle de olsa çoğunluğu resmî görevlerden ziyade hobisinin bir parçasıydı.

???: “Senin sayende Hoshin Şirketi artık Kararagi’nin en büyüğü—— Artık Lugunica’ya başım dik gidebilirim. İnsanların bana utanmaz dediğini biliyorum ama ben bile böyle bir yerde kendimi nasıl göstereceğim konusunda endişeleniyorum.”

Subaru: “…Ben pek bir şey yapmadım ki Anastasia. Öte yandan sen…”

Anastasia hâlâ gülümseyerek sözünü kesti.

???: “Natsuki.”

Dalgalı saçının ucuyla oynarken bile yüz ifadesi değişmedi. Ama gülümsemesinde her zamankinden farklı bir şey vardı ve Subaru nefesinin kesildiğini hissediyordu.

Subaru yenilgiyle iç çekene kadar sessizlik devam etti.

Subaru: “…Sıkı çalışman sayesinde oldu Anna.”

Anastasia: “Yemin ederim ki o kadar zamandan sonra hâlâ o ismi kullanmaya alışamadın… Yeterince çabalamıyor muyum diye merak ediyorum. Yoksa üst üste haftalarca ortalıkta olmayan bir eşin olamadığından mı?”

Subaru: “Hayır. Yeri geldiğinde Crusch ve ben birbirimize karşı hâlâ resmî davranıyoruz, şimdi bile.”

Anastasia: “Bu bile başlı başına garip. Crusch önünde aşk meşk olaylarına giriyor. Böyle davranırken haysiyetini koruduğunu düşünüyorsa… Şaşırtıcı derecede çok az öz farkındalığı var gibi.”

Anastasia çekingen elini ağzına götürerek derinlemesine gülümsedi. Görünüşe göre Subaru ona doğru isimle seslenip, konuyu değiştirerek onu iyi bir ruh hâline döndürmeyi başarmıştı. Şimdilik bir felaketten kaçındığı için rahatlamış bir şekilde elini göğsüne götürdü.

Anastasia: “Burada benimleyken başka bir kadından bahsettin… Bu yüzden puan kırıyorum.”

Subaru: “Oha be, bu çok acımasızca ama.”

Anastasia: “İş ve aşk konularında aşılması zor, katı sınırlar koymak düşünceli bir davranış olur. İlişkimize başladığımızdan beri başka bir adam hakkında konuşmadım, değil mi Subaru?”

Bakışlarındaki ciddiyet karşısında Subaru, sadece sessizce kollarını kavuşturabildi. Birlikte harcadıkları zamanı hatırlarken gözleri yukarıya doğru kaydı. Bu, başını sallayıp onaylaması gereken anlardan biriydi.

Subaru: “Konuşmadın, sanırım… Off be, yaptığın her şeyde titiz ve kesin oluyorsun, değil mi?”

Anastasia: “Hihihi. Arada böyle şeyleri yapmak hoş. Ayrıca uzun zaman da oldu.”

Subaru başka tarafa bakarken masanın etrafından dolanmış ve şimdi onun yanında oturuyordu. Elini tutarken zarif ve ölçülü bir şekilde gülümsedi, yanaklarında kırmızı bir allık beliriverdi.

Kızarıklığı kısa sürede boynuna kadar yayıldı ve soluk teninin altından kolayca görünüyordu. Ne kadar utandığını ve elini tutmak için ne kadar cesaret topladığını görebiliyordu—— işte, o anda, ona daha da âşık oluyordu.

Subaru: “…Bugün yatırım sonuçlarımı getireceğini söylemiştin, değil mi?”

Anastasia: “Evet ve başarılı da oldu. Ne de olsa en çok sevdiğim ilk ve ikinci şeyi içeren bir projeydi, para ve Natsuki.”

Subaru: “Hâlâ paradan daha düşük bir önceliğe sahip olduğumu görebiliyorum. Ne kadar değişirse değişsin, Anna yine Annalığını yapıyor.”

Anastasia: “Birinci ve ikinci arasında kıyasıya bir rekabet var ama. Seni daha iyi hissettirecekse ikinci ve üçüncü arasında devasa bir fark var, ona göre.”

Sadece para ya da Subaru’dan bahsederken gözlerindeki o yumuşak bakış beliriyordu. Subaru parayla neredeyse eşit sayıldığı için minnettar olması gerekip gerekmediğinden pek emin değildi.

Anastasia: “——Bir sorun mu var?”

Subaru: “Yo, bir şey yok.”

Boş eliyle Anastasia’nın pofuduk saçlarını okşadı. İnanılmaz derecede yumuşaktı, neredeyse bebek bir kuşun tüyleri gibiydi. Anastasia neredeyse bu his karşısında kedi gibi mırmırlayacaktı, gözlerini kısıp bir kedi misali Subaru’nun göğsüne sokuluverdi.

Birbirlerine sokuldular, çok sevdikleri birine yakın olmanın verdiği hissin tadını çıkarttılar——

Subaru: “Sanırım kişiliğin için bu kadar önemli olan bir konuda ikinci olmak hiç de fena değil.”

Subaru, şimdilik kalbindeki konumundan memnundu.

△▼△▼△▼△

Felt, yatağa yayılmış bir hâlde Subaru’yu sert sözlerle karşıladı.

Felt: “Onii-chan, bir gün bu yüzden kesinlikle cehenneme gideceksin.”

Subaru ceketini, kravatını çıkarıp yakasını gevşetti ve ona doğru giderken düğmelerini açtı. Felt yatağa oturup bacak bacak üstüne atarken konuştu.

Felt: “Oy, beni dinliyor musun sen?”

Subaru: “Dinliyorum. Ayrıca, elbise giyerken öyle yayılmamalısın. Ya da bacak bacak üstüne atmamalısın, eteğin o kadar kısa ki her şeyi görüyorum.”

Felt: “Öyleyse n’olacak yani? Bu saatten sonra görmediğin bir şey kalmadı ki zaten.”

Subaru: “Aptal. İstediğim zaman böyle bir şeyi görebilmek harika bir şey ama bunu beklenmedik anlarda bir anlığına görmek de büyünün bir parçası. Senin kadar umursamaz birisini düşünecek olursak ortada bir ödül falan kalmıyor, doğrusu bu beni biraz üzüyor.”

Subaru, yorumlarından rahatsızlık olduğu için cık cık sesi çıkaran Felt’in yanına yatakta uzandı. Bir süre sonra, Felt de onun yanına uzandı. Sanki görünmeyen bir işaret almışlar gibi aynı anda birbirlerine döndüler.

Subaru: “Sana bunu az önce söylediğimi biliyorum ama… Seni gene uyarıyorum, şu anda biri içeri gelirse eteğinin altındaki her ama her şeyi görebilir.”

Felt: “Merak etme. Her şeyi görmelerine izin vermem. Ayrıca bana daha ne kadar çocukmuşum gibi davranmayı düşünüyorsun Onii-chan? Tanıştığımızdan bu yana çok uzun zaman geçti.”

Subaru: “Kadın gibi muamele görmek istiyorsan biraz daha kadınsı davranmayı ya da düşünmeyi dene. Hâlâ küçük bir serseri gibi konuşuyorsun, bana sürekli ‘Onii-chan’ diyorsun.”

Felt: “Ehhh? Sana Onii-chan dememi söyleyen sendin bi’ kere ki. Bir keresinde seviştiğimizde bu konuda çok ama çok heyecanlanmıştın…”

Subaru: “Dur bi’ dur! O tamamen alkolün işiydi! Şerefsiz içki, içimdeki canavarı serbest bırakıp gerçek duygularımı ortaya çıkardı!”

Felt: “Demek gerçekte böyle hissediyorsun.”

Subaru utanç içinde yüzünü eliyle kapatırken Felt kıkırdadı ve göğsüne şakacı bir yumruk attı. Subaru o yumruğu nazikçe tutarak elini sardı. Felt küçük bir nefes aldı. El ele tutuştular.

Subaru: “Burada eğlendiğimizi biliyorum ama aslında endişeliyim. Seni sürekli kollayamam… Ve böyleyken seni rahatsız edecek şeyler yapıyor muyum diye endişeleniyorum.”

Felt: “Tanıştığımızdan sonraki ilk ay çok daha rahatsızdım… Sanırım sonrasında da bir süre işler zor geçti.”

Subaru: “O zamanlar sana yardımda bulunmaya hakkım yoktu… Hiçbir şey yapamadığım için hayal kırıklığına uğramıştım ama artık yardım etmek için bir şeyler yapabileceğime göre, yapacağımı biliyorsun.”

Felt: “…Ah.”

Bir hamleyle, Subaru onu kollarının arasına aldı ve Felt’i üzerine çekti. O gün omuzları açık bir elbise giymişti, Subaru da kızaran teninin sıcaklığını hissedebiliyordu. Utanarak elma gibi kızarmış yüzünü kaldırdı.

Felt: “D-Dışarısı daha kararmadı bile…”

Subaru: “Yapmak istediğimiz sürece günün saati önemli değil… Ama sana bu yüzden sarılmıyorum. Yani ama istiyor falansan buna karşı değilim…”

Felt: “H-Hayır! Ben almayayım, teşekkürler! Yani hazır değilim! Duygusal olarak yani. Ve önce iyi bir yemek yemem lazım!..”

Subaru: “Yo, yoksa beni her gece ziyaret ettiğinde böyle mi hazırlanıyorsun?”

Felt: “Y-Yani…”

Subaru bu ifşa karşısında bakakalmıştı. Felt ise, kıpkırmızı kesilmiş hâldeydi.

Elinden geldiğince karşı çıkmaya çalıştı ama yapabildiği tek şey kekelemek ve zayıf birkaç itirazda bulunmaktı.

Felt: “Başka bir sürü partnerin var Onii-chan… Sadece birkaç günde bir sıra bana geliyor o yüzden… kötü bir performans göstermek istemem.”

Subaru: “――――”

Felt: “Etrafın harika kadınlarla dolu, o yüzden muhtemelen bir numara olamam. Emilia ve Rem gibi kadınlara karşı kesinlikle kaybederim, Priscilla ve Crusch beni g-göğüs bakımından… yeniyor… Gerçi Anastasia’yı yeniyorum, sanırım.”

Bir elini büyüme dönemi sayesinde biraz daha gelişmiş olan göğsüne götürdü. Sonra daha hızlı ve daha hızlı konuşmaya devam etti.

Felt: “Ama, ben senin bir numaran olamasam bile… ben, ben… yani, en azından böyle yalnız kaldığımızda senin bir numaran olmak istiyorum. Bu yüzden, en azından, bu kadar çaba sarf etmek istiyorum.”

Subaru: “Felt.”

Felt: “…Ne?! Bekle, böyle düşünmem garip mi yoksa?..”

Subaru: “Sen çok ama çok tatlısın!!”

Felt: “…Haa!”

Bahane uydurma şekli o kadar gülünç derecede sevimliydi ki Subaru ona daha da sert sarılmaktan kendini alamadı. Yüzünü, alnını ve boynunu kaplayarak ona öpücükler yağdırdı.

Felt, Subaru’nun aşırı tepkisinden ve öpücük selinden tamamen bunalmıştı. Gözleri kafatasının içinde çılgınca dönüyor, yüzü solgun ve kırmızı arasında hızla gidip geliyordu.

Felt: “N-N-Ne?!.”

Subaru: “Sevimli olduğunu zaten biliyordum ama lanet olsun! Bu çok tatlıydı! Beni o sokakta terk ettiğin zaman şok olmuştum ama şimdi çok ama çok sevimli geliyorsun!”

Felt: “Öyle bi’ şey yaptım mı ki?!”

Subaru: “Şşş, unut gitsin. Geldi geçti, aradan çok sular aktı. O zamanın acısını yatak odasında senden çıkarıyordum ama bu gece gerçekten nazik olacağım.”

Felt: “Demek o yüzden… yani, biraz sert olmanı dert ettiğimden değil de… oh, olamaz! Böyle bir şey demedim, duymadın, unutt!!”

Subaru’nun eli, Felt’in üzerinde olmasından dolayı belki de gardını düşürdüğü için o küçük detayı ağzından kaçırdı. Hatasını ve Subaru’nun yüzündeki ukala gülümsemeyi fark edince onu iterek yataktan fırladı.

Felt: “Siktirrr! Gerçekten söylememeliydim! Bunu bir daha asla duymayacaksın, anladın mı haa?!”

Subaru: “Mhm, hehehe. Biraz sert seviyorsun demek haa? Bunu aklıma yazdım karıcığım!”

Felt: “Kes sesini be! Cehenneme kadar yolun var, biliyorsun değil mi Onii-chan?!”

Felt, orta parmak çekip sırtını dönecekken Subaru elini tutup onu çekti.

Subaru: “Bekle Felt. Bunu daha önce de söylediğimi biliyorum ama savunmasız ya da kaba taraflarını başka kimseye gösterme, tamam mı? Yanında olmadığım zaman başına bir şey gelmesinden korkuyorum.”

Felt: “Endişelenme. Biliyorsun, yabancılara karşı oldukça vahşi olabiliyorum.”

Felt alışılmadık derecede tatlı bir ses tonuna bürünerek, narin elini ağzına götürerek ve Subaru’ya zarif bir gülümseme vererek bunu ispatladı. Subaru, beklenenden fazla sarsıldı ve bunun üzerine Felt başını hafifçe yana eğdi.

Felt: “Amanın, Sorun nedir? Hiç de iyi görünmüyorsun.”

Subaru: “Bunu benim önümde yapma. İstediğin kadar savunmasız ol, yeter ki yapma.”

Felt: “Sen nasıl istersen Onii-chan. Evet, senin önünde o numarayı yapmak biraz korkunçtu. Bir daha yapmayacağım.”

Felt, kıkır kıkır güldü ve sonra parmağıyla Subaru’nun hâlâ kül gibi soluk olan yüzünü işaret etti.

Felt: “O yüzden endişelenmene gerek yok.”

Subaru: “Niçin endişeleneyim ki?”

Felt: “Benim için mesela… diğer insanların önünde etekle uzanmak falan. Ben… ben o tür şeyleri sadece senin önünde yapıyorum, Onii-chan.”

Subaru: “――――”

Bu konuyu bırakmak isteyen Felt kapıya doğru döndü ve dışarı çıkmak istedi ama Subaru’nun onu salmaya hiç niyeti yoktu. Çabucak kolunu yakaladı ve onu tüm gücüyle çekti――

Felt: “Ayyy――!”

Subaru: “Felt çok tatlı! Süper şirin! Felt-chan en sevimli!!”

Ve öpücük yağmuru bir kez daha yağmaya başladı.

△▼△▼△▼△

???: “Sol gözüne n’oldu Subaru?”

Subaru: “Felt’i çok fazla utandırdım ve o da yumruğuyla öpmeye karar verdi işte. Böyle şeyler yaptığında bile hâlâ çok şirin oluyor… Sanırım kendimi biraz fazla kaptırdım.”

Rem konuşurken ona hafif bir gülümsemeyle baktı.

Rem: “Lütfen daha dikkatli ol. Sonuçta artık bekar biri değilsin.”

Gece geç bir saatti ve Subaru ziyaret etmek için odasına gelmişti. Gülümsemesi karşısında düşüncelerini boş verdi ve yanına gelerek durdu. Tam yerini ona vermek üzereyken Subaru elini tutarak onu durdurdu.

Subaru: “Sen de dikkatli olmalısın. Ailemin iyiliği için kendime iyi bakmam gerektiği doğru ama bu senin için daha da geçerli.”

Rem: “Rem’in çok üzgün. Çok meşgulsün Subaru-kun, böyle zamanlarda sana destek olmak için daha sıkı çalışmam lazım…”

Subaru: “Beni yanlış anlama. Tek yapman gereken şey mümkün olduğunca dinlenmek, böylece böyle birlikte olduğumuz zamanda bana en güzel gülümsemeni gösterebilecek kadar güçlü olursun. Bu isteyebileceğim en iyi destek olur. Ne de olsa…”

Konuşurken Rem’in oturduğu yerin önünde diz çöktü ve ona doğru uzandı. Elini nazikçe, daha önce ince olan artık yeni bir hayatın başlangıcıyla hafifçe şişmiş olan Rem’in karın bölgesine koydu.

Rem: “Rem’in seni duygusal olarak destekleyebildiği için mutlu ama seni fiziksel olarak da desteklemek istiyor, Subaru-kun. Petra’nın bu rolümü almasından dolayı biraz sinirleniyor olabilirim, hehe.”

Dilini şakacı bir şekilde dışarı çıkararak, şu anki hareket kabiliyetinin yoksunluğu yüzünden duyduğu hayal kırıklığını örtbas etmeye çalıştı. Rem’in birçok hizmetçilik görevi, çok amaçlı hizmetçi rolünü muhteşem bir şekilde üstlenen Petra’ya devredilmişti.

O sırada Rem, zamanının çoğunu içinde büyüyen çocuğa bakarak geçiriyordu. Annelik son zamanlarda giderek daha fazla zamanını alıyordu.

Subaru: “Son zamanlarda çok fazla çorap yapmışsın, ha.”

Rem: “Rem’in ilk başta örgü örmekte iyi olduğunu düşünmüyordu ama yaptıkça daha eğlenceli hâle geldi. Ve çocuğun nasıl büyüyeceğini düşündüğünde, daha büyük çift çoraplar yapmaktan kendini alamadı. Önce bir başparmak büyüklüğündeydiler, sonra bir yumruk, sonra bir elma ve sonra da bir kavun…”

Subaru: “Neden çocuğumuzun böyle devasa çoraplara ihtiyacı olsun ki?”

Rem: “Yani şey, Rem’in onun büyük ve güçlü büyüyeceğine inanıyor, o yüzden…”

Subaru: “Bunu giyebilmesi için şimdiye kadar tanıdığım en büyük ve en hantal yaşlı adamdan da büyük olması gerekiyor! Bunu hayal bile etmek istemiyorum!”

Subaru ne olursa olsun çocuğunu seveceğinden emindi ama bu, onun için bile çok fazlaydı. Rem onun kendi düz cevabına kıkır kıkır güldü ve her şeyin bir şaka olduğuna dair ona güvence verdi.

Rem: “Rem’in onların yarısını yaptıktan sonra çok büyük yaptığını fark etti. Onları söküp tekrar deneyecek. Senin için yaptıklarını da.”

Subaru: “Ah, benim için de mi yapmıştın? Teşekkürler, bu beni çok mutlu etti. Her dikişine sevgini kattığını biliyorum… Onları asla çıkarmayacağım!”

Rem: “Lütfen. Bu eldivenleri, bu çorapları, bu haramakiyi*, atkıyı, kulak kapatıcıları, şapkayı, iç çamaşırı, ceketi, ayakkabıları, dizlikleri al…”

(Ç.N: Haramaki yani Türkçesiyle göbek bandı, Japon giysilerinde mideyi örten bir parçadır. Sağlık ve moda nedenleriyle giyilirler.)

Subaru: “Çocuğumuzun eşyaları için hiç iplik bıraktın mı ki!?”

Rem, örülmüş renkli eşyaları birer birer çıkarıyordu. Hepsini tek seferde giyse, sadece evrak işleriyle uğraştığı sırada bile on dakika içerisinde aşırı ısınırdı. Bu kadar yetenekli bir insanı hobisiyle bu kadar uzun süre baş başa bıraktığı için belki de bu sonuç kaçınılmazdı.

Subaru: “Hepsini birden giyerek çalışmak gerçekten zor olur… Bunları sırayla giymemde bir sakınca var mı?”

Rem: “Sorun değil. Rem’in onları kabul ettiğin için çok mutlu. Bu, Rem’in örmek için harcadığı onca zamana değdi.”

Subaru: “Rem…”

Rem: “Yani, hediyelerinle istediğin şeyi yapmakta özgürsün. Dolabının arkasında tozlansa da, dökülen bir sütü temizlemek için kullansan da, kirli bir sandalyenin üzerine oturmak için sandalyenin üzerine koysan da Rem’ine her şekilde uyar.”

Subaru: “Onlara değer verip her birini giyeceğim! Onları kirleteceğimi düşünmeye bile kalkma!”

Ne demek istediğini, Rem’in ona verdiği her bir eşyayı giyerek gösterdi. Dayanılmaz derecede sıcaklamasına rağmen bu hali Rem’i çok memnun etti ve sevinçten alkışladı.

Rem: “Şunaaaa bak ufaklık, baban ne kadar da nazik. Rem’in yakında seni onunla tanıştırmak istiyor, böylece ona ne kadar enerjik olduğunu gösterebilirsin, ha~.”

Subaru: “Benimle böyle tanışırsa, üstüm başım iplikle kaplı olmadığı zaman beni tanımayabilir. Babacık bu konuda biraz endişeli.”

Rem: “Endişelenme. O Rem’inin çocuğu, o yüzden tıpkı Rem’in sevdiği gibi o da seni sevecek. Bu yüzden ne giyersen giy, elbette seni tanıyacaktır.”

Subaru: “Evet ama yarısı da bana çekecek. Burada çekinik gen konusunda endişeliyim!”

Rem: “Sen hep harikasın Subaru-kun. Sana biraz bile benzeyecekse o da senin gibi harika olacaktır.”

Subaru somurtuyordu ama Rem karnını ovarken her zamanki gibi nazik bir tonda konuşuyordu. Ona dair olan düşünceleri, her zaman olduğu gibi gerçekçi olmayan bir şekilde olumluydu. Subaru, bir gün onun beklentilerini karşılayabilmek için daha çok çalışmaya devam etme isteğiyle doldu. Rem, ona büyük bir güç veriyordu.

Rem: “Baksana Subaru-kun. Erkek mi istersin yoksa kız mı?”

Subaru: “Bu zor bir soru… Sana benziyorsa cinsiyet fark etmeksizin süper güzel görünecektir. Ama benim gözlerimi miras alırsa… ve bir kızsa kendimi çok kötü hissederim.”

Subaru gözlerini annesinden almıştı ve bu gözler, annesi bir çocukken ona pek çok soruna neden olmuştu. Gözleri o kadar haşindi ki sınıfındaki kızlar ondan korkar ve haraç olarak ona şeker verirlerdi. Annesi her zaman şekerlemelerle dolu olurdu.

Subaru annesini tanıdığı için annesi muhtemelen gözlerinin ne kadar sorunlu olduğunu hiç fark etmemişti… Ama Subaru, teorik kızının anneannesi kadar habersiz olmayacağını tahmin ediyordu.

Subaru: “Bu kaba görünen gözlerim oldukça kalıtsal. Görünüşe göre annemin hem babasında hem de dedesinde varmış. Yani muhtemelen çocuğumuzda da olacak.”

Rem: “O zaman erkek olsun mu diyorsun?”

Subaru: “Öte yandan, asıl dünyamda şöyle bir söz vardı: ‘Önce prenses, sonra prens’… yani bir kıza sonra da bir erkek çocuğa sahip olmak, her iki çocuğu da yetiştirmeyi kolaylaştırır falan filan demek.”

Rem: “Tanrım, hangisi? Rem’in ne istediğini anlayamıyor!”

Rem’in yanakları Subaru’nun seçenekler arasında gidip gelmesinden duyduğu rahatsızlıkla şişti. Subaru sırıtarak Rem’in yanaklarını dürttü ve ağzından hava çıkmasını sağladı.

Subaru: “Hangisinin olduğu önemsiz diyorum. Hayır, hangisi olursa olsun onu aynı derecede seveceğimi söylüyorum.”

Rem: “Subaru-kun…”

Subaru: “Kız olursa ona prenses gibi davranacağım. Ne zaman ne isterse istediği her şeyi vererek onu şımartacağım! Ortaokula geçene kadar ‘Baba, bir gün seninle evlenmek istiyorum!’ demesini istiyorum. Kızım ortaokula kadar bana bu kadar çok âşık olursa dünya üzerindeki tüm babalar arasında kazanan grupta olurum. Sanırım, bu kadar tatlı bir eşe sahip olduğum için çoktan kazanan grupta olsam da.”

Rem, Subaru’nun coşkusundan kıpkırmızı kesildi. Subaru, onun kızarmış sevimli yüzünü görünce aniden parmağını kaldırdı.

Subaru: “Ama erkek olursa onun en büyük engeli, en zorlu rakibi, suç ortağı ben olacağım! Tıpkı babamın bana yaptığı gibi. Geleneği devam ettireceğim: acımasız olacağım, aynı bir aslanın yavrusunu defalarca dipsiz bir uçuruma atması gibi! Aahh, bu da eğlenceli geliyor be!”

Subaru: “İşte bu yüzden… cinsiyet konusunda endişelenmene gerek yok. Sadece tüm gücünü sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için kullan Rem. Her şey yolunda olacak, söz veriyorum. Seni seviyorum, sen de beni aynı şekilde seviyorsun. Çocuğumuzun sıradan olma ihtimali yok, o her şekilde harika olacak.”

Rem: “Doğru, haklısın.”

Rem, abartılarına karşılık onu güzel, hoşnut bir gülümsemeyle kutsadı. Onun sevimliliği karşısında Subaru’nun derisinin altındaki kaşıntı dayanılmaz bir hâl aldı.

Subaru: “Rem.”

Rem: “――――”

Tek yaptığı ona ismiyle seslenmek ve yüzünü yaklaştırmaktı ama Rem onun ne istediğini biliyordu. Rem gözlerini kapadı ve Subaru, Rem’le dudaklarını birleştirdi.

Subaru, Rem’in dilinin yumuşak ve tereddütlü sürtünmesini hissetti.

Birbirlerine sıkıca sarıldılar, aşk her hareketlerini dolduruyordu.

△▼△▼△▼△

???: “Off, başka zorlu bir gün daha!..”

Subaru evrak işlerini toparlamayı bitirip odasına döndü, yürürken sert omuzlarını döndürüyordu. İlgili bir departmanlardan birisinde gecikme olmuştu, bu yüzden günün başında teslim edilmesi gereken bir yığın evrak bir anda ona verilmişti. Üstelik, saçma bir şekilde tüm bu evrakların aynı gün içinde tamamlanmasını istiyorlardı.

Subaru: “Ah gerçekten de benden yararlanıyorlarmış gibi hissediyorum. Japonların ‘hayır’ deme yetersizliği beni gerçekten mahvediyor… Sanırım insanları kesin bir dille reddetmeye başlamalıyım, ha?”

Ama bunu yaparsa işleri gecikebilir ve rahatsız olan taraflar kesinlikle ortaya çıkardı. Bunu hayal ettiğinde, kimseyi reddedecek cesareti olduğundan şüphe ediyordu. Kral olsun ya da olmasın, içindeki çekingen alt sınıf adamı hâlâ yaşıyordu.

Bir kralın bu kadar çaresiz olması gerçekten normal mi?

Subaru: “Artık çok geç. Ben zaten kralım. Şikâyet etmek ve hüngür hüngür ağlamak istesem bile kimse beni dinlemek istemez…”

???: “Ağlamak için yaslanacağın bir omuz olabilirim Subaru.”

Subaru kendi kendine konuşuyor, geride bıraktığı yorucu günü ve ertesi günün getireceği zorlukları düşünüyordu. Odaya girdiğinde onu açık pencerenin pervazında oturan genç bir kadın karşıladı. Gümüşi saçları gece esintisinde sallanıyor, ay ışığında sıvı gümüş gibi parlıyordu. Gülümseyerek Subaru’ya döndü.

???: “Hoş geldin. Bugün harika iş çıkardın.”

Subaru bir anlığına nasıl konuşulacağını unuttu. Kısmen beklenmedik ziyareti karşısında yaşadığı şoktan, kısmen de gülümsemesinin aşırı çalışan zihnine bir anda merhem olmasından dolayı. Ama en çok——

Subaru: “Ne… ben ne?..”

Gözlerinin arkası aniden duygular ile dolmaya başladı. Yanaklarından aşağı sıcak bir şey aktı ve ani duygu seline karşı koymaya çalışarak kolunu gözlerine götürdü.

Tutmaya çalıştı. Emilia’nın yüzünü görür görmez gözyaşlarına boğulması muhtemelen Emilia’yı üzecekti ama elinde değildi.

Subaru: “Siktir ya… Emilia-tan burada ama ben, tutamıyorum…”

Emilia: “Subaru.”

Subaru: “B-Ben iyiyim. Hem de zımba gibiyim. Birazdan biter… sadece gözüme bir şey kaçtı da…”

Emilia: “――――”

Subaru aklına gelen her bahaneyi uydurdu ve yüzünü başka yöne çevirdi. Emilia’nın onu çirkin bir şekilde ağlarken görmesini istemiyordu. Hayır, kimsenin onu böyle görmesini istemiyordu. Bu tür bir zayıflık göstermek için artık çok ama çok geçti. Buraya gelmek için çok yol kat etmiş ve pek çok insanı kenara itmişti. Bu kadar narin olamazdı.

Etrafındaki kadınlar, hedeflerini kendisi için almasına kızmamışlardı… Aksine, onu şefkat yağmuruna tutuyorlardı.  Onların affı, Subaru’nun ilerlemesi için yeterliydi… ya da genellikle öyleydi.

Subaru: “Ben… ben…”

Emilia: “Tanrım. Her zamanki gibi inatçı ve çocuksusun Subaru.”

Subaru: “――Ah.”

Emilia, Subaru’nun dudaklarından çıkan lafları parmağıyla susturdu. Emilia eğilip dudaklarını yaklaştırınca Subaru’nun gözleri büyüdü.

Dokunuşu onu bir şimşek gibi çaktı. Dilinin ucundan vücudunun geri kalanına yayılan uyuşma hissi onu bunaltmakta olan duyguları silip süpürdü.

Dudakları birbirinden ayrıldı. Subaru’nun gözleri hâlâ duygularla doluydu ve Emilia onun başını göğsüne yasladı. Bir çocuğu teselli edermiş gibi yavaşça sırtını ovmaya başladı.

Emilia: “Çok mu zordu?”

Subaru: “…Yo, devam edebilirim ki.”

Emilia: “Yardım ister misin?”

Subaru: “Dişimi sıkıp daha da fazla çalışacağım.”

Emilia: “Kendini çok fazla zorlamıyorsun, di’ mi?”

Subaru: “Birazcık zorluyor olabilirim. Ama şimdi kendimi zorlamanın tam zamanı.”

Uzun, çok uzun zaman önce bir kez onun tarafından böyle teselli edilmişti. O zamanda ona yapışmış, yüzünden sümükler akarak hıçkıra hıçkıra ağlamış, tüm zayıflıklarını ve şikayetlerini dökmüştü.

O zamanın hatıraları, yanaklarını kızartmıştı―― ama sadece utançtan değil, bir gurur duygusu da vardı. O zamanlar güçsüzdü, zayıflığına lanet etmekten başka bir şey yapamıyordu. Şimdi durum farklıydı, kendini ileriye taşıyacak kadar olgunlaşmıştı.

Subaru: “O zamanlar gerçekten de bir çocuktum. Ama şimdi gerçek bir erkek oldum.”

Emilia: “…Az önce garip bir şey mi düşünüyordun?”

Subaru: “Harika kokuyorsun Emilia-tan. Hemen başlayabilir miyiz?”

Emilia: “Eh? Hayır. Daha duş yapmadım bile dışardan az önce geldim…”

Emilia âniden her zamanki tavrına dönerek Subaru’nun kucağından uzaklaştı. Parmaklarını Subaru’nun saçlarında gezdirdi ve boşta kalan kolunu sanki Subaru’nun bakışlarından saklıyormuş gibi vücuduna sardı. Böyle bir hareketin sadece partnerini daha da heyecanlandırdığının farkında değildi. Onu bu kadar büyüleyici yapan da saflığıydı.

Emilia: “Ayrıca, bu gece benim sıram da değil.”

Subaru: “Bu gece kimsenin sırası değil. Bu gece dinlenme gecem―― Ferris arada bir yalnız uyumazsam kesinlikle genç yaşta öleceğimi söyledi. Dolayısıyla bu gece dinlenme gecem.”

Emilia çekingen bir tavırla konuştu.

Emilia: “Bu da kalmamam için bir başka neden.”

Subaru parmağını kaldırdı.

Subaru: “Kalbim küt küt atıyor, hırıltılı bir şekilde nefes alıyorum ve soluk soluğa kaldım… Ama tüm bunlara katlanıp seninle sarılmaktan mutluluk duyarım.”

Emilia şüpheyle ona baktı.

Emilia: “Kendini gerçekten tutabilir misin ki Subaru?”

Subaru: “Kalbimi kırıyorsun be! Ben sözümün eriyimdir, bi’ kere. Hiçbir şey yapmayacağım diyorsam yapmam… Yapabilirim! Kesinlikle bir şey yapmayacağım!”

Emilia: “Üzgünüm, ne söylemeye çalıştığını anlayamıyorum.”

Subaru: “Ben de ne dediğimi anlamadım, hatta unuttum bile. Ama söylemek istediğim şey, güvenilir bir adam olduğum. Peki ya sen Emilia-tan? Aynı yatakta uyursak bana olan aşkının patlamayacağından emin misin yani?”

Emilia: “Bu konuda endişelenmene gerek yok. Bu tamamen imkânsız.”

Subaru: “Ah, ne güçlü bir inkâr…”

Emilia: “Demek istediğim o değildi…”

Emilia mırıldandı, Subaru’nun incinmiş ifadesi karşısında kendine kızmış görünüyordu.

Söylediği şeylerin Subaru’yu ne kadar etkileyeceğini hiç düşünmemiş gibiydi… Tanıştıklarından beri değişmeyen bir özellikti. Subaru, konuşmadan önce biraz daha düşünmesini diliyordu.

Elbette herkesin, ne kadar konuşulursa konuşulsun asla düzelmeyecek bazı kusurları vardır.

Bu gece ona ders vermenin bir anlamı yok. Her neyse…

Subaru: “Sanırım birazdan yatacağım… Ne dersin Emilia-tan? Benimle futonun* altında sarınıp yatmak ister misin?”

(Ç.N: Futon, Japonların yer yatağı.)

Emilia: “Ha? Yani, yorgunum ve birlikte vakit geçirmeyeli çooook uzun zaman oldu… Pekâlâ. Seninle uyuyacağım.”

Subaru: “Pekâlâ o zaman.”

Emilia uzattığı eli zarifçe tuttu. Subaru onu sanki bir dansa rehberlik ediyormuş gibi kendine yaklaştırdı. Narin bedeni Subaru’ya yaslandı ve bir anlığına sadece sessizce birbirlerine sarıldılar.

İkili yavaşça ve rahatça yatağa birlikte girdi.

Subaru: “O hâlde iyi geceler Emilia-tan. Beni rüyanda tekrar göreceğinden eminim.”

Emilia: “Evet, seni bulmak için elimden geleni yapacağım… Pişt, Subaru?”

Subaru: “N’oldu?”

Emilia: “…Seni seviyorum, sana âşığım.”

Dedi ve ardından, yüzünü yastığa bastırarak ondan saklandı. Subaru karanlık odada zar zor görebiliyordu, aydınlık için ay ışığına güveniyordu――

Subaru: “Emilia-taaan.”

Emilia: “B-Bekle!.. Az önce kendini tutacağını söylememiş miydin ki?”

Subaru: “Verdiğim söze sadık kalacağımı söyledim ama aslında kendimi kontrol edeceğime dair hiç söz de vermedim.”

Emilia: “Bana kelime oyunu yaptın… Mhm!”

Zaten aynı yatağı paylaşıyor olmaları büyük bir şanstı. Subaru, Emilia daha fazla itiraz edemeden dudaklarını kendi dudaklarıyla birleştirdi ve ona olan aşkını ifade etmek için tüm vücudunu kullandı. Emilia ilk başta itiraz etse de yavaş yavaş karşı koyma isteğini kaybetti.

Emilia: “Yemin ederim ki çocuk gibi davranıyorsun, Subaru!..”

Gecenin derinleşmesiyle birlikte böyle şikâyet etse de kelimelerinin ardında utangaç birisi yatıyordu.

S O N !

Önceki Sonraki
4.1 24 oylar
Bölümü nasıl buldun?
Lütfen birbirimize karşı saygılı olalım. Spoilerlardan kaçınalım. Güzel güzel yorumlar yazalım!
24 Yorum
En eski
En Yeni En Çok Oy Alanlar
Arkey
Arkey
12 Aralık 2024 18:38

peakbaru

Anonim
Anonim
16 Aralık 2024 17:43

What if okumayalım uzun zaman olmuş teşekkürler bu what if te Subaru hakikatten mutlu iyi bir yola sapmış bakalım bizim kıskançlığın sonu nasıl olucak

akaih
akaih
27 Mart 2025 14:03

müko birşeydi

Ekmek542
Üye
21 Mayıs 2025 18:31

Felix yok beğenmedim

Oğuzhan Güneş
Yanıtla  Ekmek542
24 Temmuz 2025 16:51

felix erkek aq

Yolgezer
Üye
Yanıtla  Oğuzhan Güneş
4 Haziran 2026 00:50

Daha iyi

Ekmek542
Üye
21 Mayıs 2025 18:32

Çevirmen abi neden resim koydun?

Shaweth
Üye
24 Haziran 2025 16:03

Tappei’nin yazdığı en derin lore’a sahip hikayesi bu olabilir. Tam bir yazarlık harikası. ABSOLUTE CINEMA!

enes gunay
Üye
31 Ağustos 2025 00:58

re zero if it was peak

Danismaz
Üye
12 Kasım 2025 21:00

Gönül isterdi ki animesi olsun…

Wojkalthechessfather
Üye
17 Kasım 2025 22:14

Lust rotası da bok gibi rotaymis diyalog gorecem dedim okurken kendimi “dark romance”adı altında 3 metre kurt adamın 1.40 minyon kızı tecavüz etmesini okuyan orta yaşlı millenial kadınlar gibi hissettim

Wojkalthechessfather
Yanıtla  Wojkalthechessfather
17 Kasım 2025 23:22

2 diyalog okuyana 1 sks sokus bedava

Animekızıtofaş
Üye
28 Şubat 2026 21:33

Boşa harcanmış potansiyel subarunun kral olma olayı ilgi çekici ama harem olmalı mıydı cidden kendimi dünyanın en boş hentai sini okuyomuş gibi hissetim

Yolgezer
Üye
Yanıtla  Animekızıtofaş
4 Haziran 2026 00:52

Adı üstünde “şehvet” rotası. Harem olmasa daha saçma olurdu.

Suat
Üye
28 Şubat 2026 23:18

Pedo olaylari hariç çok beğendim okurken sıkıldığımı bile hatırlamıyorum

Resuxls
Üye
Yanıtla  Suat
6 Mayıs 2026 22:14

Knk rezero evreninde büyük ihtimal yasaldır

Resuxls
Üye
6 Mayıs 2026 22:12

Re zero gerçekten peak olsaydı

Son düzenleme 5 ay önce by Resuxls
grunwalder675
Üye
17 Haziran 2026 00:44

felix yok 0/10

Larper
Üye
28 Haziran 2026 15:24

Bu ne amk ne okudum ben

Kxr3Z
Üye
10 Temmuz 2026 03:47

peak

reid_van_astrea
Üye
21 Eylül 2026 15:25

normalde subaru return by death şehvet if subaru return by bed

Albartost
Üye
3 Ekim 2026 16:15

beline kuvvet subarucugum